Devam etmek

Yarım kala kala devam etmek. Ya da yarım kaldığını anladığın an devam etmek. Sanırım ikisinide çok yaptık bu hayatta. Şu an devam ediyorum evet ama yarım kaldığımı anladığım için devam ediyorum. Bazen en yakınınızdaki insan bile sizi tamamlayamıyor. Çok uğraştım bazı şeyleri düzeltmek, anlatmak, eyleme dönüştürmek için. Ama olmayınca olmuyor. Aslında çok da fazla şey beklemedim hiç bir zaman. Ama demek ki fazla gelebiliyormuş istediğim şeyler. Para da pul da asla gözüm olmadı. Huzur, ilgi, sevgi, sağlık derdinde oldum hep. Ama sanırım olmayınca da olmuyor. Belki ben hatalıyımdır. Belki ben suçluyumdur ama devam edemiyorum bu duruma. Kendini çok yorgun hissettiğin bir anı hatırla. Parmağını kıpırdatacak halin bile yok. İçin de yaşlanmış, 60 a dayanmış. Aynen öyleyim şu an. Sanki hayata tutunan dallarım teker teker kırılmış gibi. Olmayınca olmuyor işte. Yapamadık şu ilişki denilen şeyi. Yine kendim için ayakta durmaya gayret gösterdiğim bir dönemdeyim. Bu Aralık bana hiç iyi gelmedi. İşin kötü yanı sağlığım iyice boka sardı. Uzun zamandır şeker rahatsızlığı çekmiyordum ama şu an o da oynuyor benimle. Sanırım stres, üzüntü, çabalayınca yarım kalmak bana yaramıyor. Ama hepsi hayatın ta kendisinde var. Kendi elimden sımsıkı tutup kalkacağım. Bunu umut ediyorum. Ama bu zamana düşüşlerimde, yalnız hissetmelerim de yanımda olsaydı. Beni anlamayışlara kırgınım. Bu hale geldikten sonra da kimseyi yanımda kendi cehennemime sürükleyemem. Çok kızgınım. Ama kimseyi bu durumda yanımda hastalığa boğamam. Bunu kimse kimseye yapmamalı Sanırım ben tek başıma daha güçlüyüm. Çünkü zarar görmüyorum. Psikolojik olarak çok yoruldum. Anlaşılamamak çok yordu beni. Ama biliyorum güçlüce ayağa kalkacağım. Şu an tek istediğim sağlığımın geri gelmesi ve ataklarımın azalması. Daha yaralarım yeni iyileşti ama bugün yine kafamı vurmuşum yere. Bu sefer acile falan gitmek istemedim. Daraltıyor beni hastane havası. Bir de korona var korkuyorum korona olacağım diye. Evde tüm gün yattım dinlendim. Hatta iki gündür instagrama bakmıyorum biraz önce girip iki dakika baktım çok da bir şey kaybetmemişim. Herkes sahte olmaya devam ediyor. Oysaki ben acımı da mutluluğumu da paylaşmaktan korkmuyorum. Çünkü hayatın ta kendisi bu. Temiz hava almak istediğim an da balkonun varlığı için şükrettim bugün. İyi ki balkon denilen şey var. Bana o kadar iyi geliyor ki. Kendimi yenilenmiş hissediyorum. Nefes alırken hayallerimi düşünüyorum verirken kötülükleri uzaklaştırıyorum. 5 gün sonra Kpss açıklanacak umarım atanma şansım olur. Bana çok iyi geleceğini hissediyorum. Sağlığıma da çalışmak iyi gelecektir. Otura otura paslandım. Hücrelerim kendini 60 yaşında hissediyor. Zaten negatif ne varsa aklımda gömdüm bugün hepsini. Yeni umutlara göz diktim. Umarım hepsi çok yakındır bana. Biliyorum, hala biliyorum güzel işler başaracağımı. Kendim için devam ettiğim bu yolda insanlık için çok büyük olmayan ama kendim için imkansıza yakın şeyler başaracağım. Bir kez geliyoruz bu dünyaya! Yeter ki sağlığım tekrardan geri gelsin. En azından şu ataklar azalsın. Sabrediyorum. Her gün kas ağrıları ile uyansam da şükrediyorum. Gerçekten en büyük dileğim hastalığı olan herkesin tez zamanda şifa bulması. Bunu canı gönülden diliyorum. Biliyorum hepimiz iyileşip, gücümüzü kuvvetimizi kazanıp koskocaman işler başaracağız. Korksak da düşsek de kalkacağız. Başka yolu yok!

Evet asla vazgeçme durumuna bağlayıp yine motivasyon kokan bir konuya bağladım yazıyı. İyilik hep dibimizde olsun. Gücümüz kuvvetimiz tüm dünyayı yeşertsin! Yapacağız biliyorum. İyi ki varız!

Güzel sabahlara uyanalım!

Sonsuz değildi

Bu zamana kadar en çok mutlu olduğum anlar ebediyen sürsün istedim. Bazen zamanı durdurmak istediğim anlar oldu. Anı doyasıya yaşayabilmek, her şeyi hafızama işlemek istediğim için. Çünkü hatırladıkça çok ama çok mutlu ve huzurlu hissedeceğimi biliyordum. Ama hiç bir şey sonsuz değil. Mutluluk ardından öyle bir kasvet geliyor ki neye uğradığını şaşırıyor insan. O nedenle ebediyen mutlu olacağım kafasından çıkmaya başladım. Sanırım artık bu konuda polyanna değilim. Şu an tek istediğim mutlu olan anlarım fazla olsun ve keder gelecekse de az hasarla atlatabileyim. Kimse sonsuza kadar yaşamıyor, kimsenin aşkıda sonsuza kadar sürmüyor. Sonsuzluk bir kelime ve ters sekiz. Sonsuzluk kimine göre onsuzluk bana göre ise bilinmezlik. Hayatımız öyle ya da böyle devam ediyor. Sanki kişisel hiç bir derdimiz yokmuş gibi bir de korona var hayatımızda. Herkesin hayatında. Ama sonsuzluğun iyi kısmı şu ki bu korona sonsuza kadar bizimle kalmayacak. Veba ve sars da olduğu gibi gidecek karanlığı üstümüzden. Bu durumda yapmamız gereken duyarlı olmak ve bu acı durumu en az hasarla atlatmak. Ama acı olan durum şu ki sosyal olmayı özledim. Koronadan sonra sevdiğim insanlar ile doyasıya sohbet edip kahkaha attığım, sahilde yürüyüp çimlere uzandığım anlar geri gelsin istiyorum. İzmir’i de çok özledim. Çimler deyince aklama hemen orası geliyor.

Sonsuz değildi. Acılarımız da sonsuz değildi, mutluluklarımızda. Özlem de sonsuza kadar sürmeyecek, kederlerimizde. Sanırım sonsuz olmaması bir yerde iyi bir şey. Aşkın sonsuz olmamasını bu sene çok iyi anladım. Daha öncede bu aşk konusunda pek başarılı değildim ama şu an anladığım şey giden gidiyor ve acısı da sonsuza kadar sürmeyecek. Benim tek derdim mutlu anlarımın çok olması. İşimi yapabilmek, ikinci okulumun derslerini verebilmek ve kafamın huzurla doluşunu izleyebilmek. Sonsuz değil belki mutluluklar ama biz de sonsuz değiliz. Bir gün gideceksek de bu dünyadan iz bırakalım istiyorum kenara, köşeye, insanların kalbine.

Sonsuz olmayışına hazır olmak diye bir şey öğrendim bu sene. Bu zamana kadar üzüntüm de sonsuza kadar sürmedi, kederimde. İnsan dur diyebilmeli kendine. Sonsuza kadar ağlayacağımızı zannederiz bazen. Ama o iş öyle değil işte. Ben kedi videosu görünce sırıtmaya başlıyorum hemen. Sonra bi bakıyorum acım azalmaya başlamış sonra günler günleri izliyor ve hayata tutunduğumu fark ediyorum. Mesela son zamanlarda cidden kötü şeyler yaşıyorum. Aşk, sağlık, kendine inanış. Ama sonsuza kadar sürmeyecek bu hal. Yarın balık tutmaya gideceğim babamla. Biliyorum ki deniz havası beni mutlu edecek. Hayatta hiç bir şeyin sonsuza kadar sürmeyeceğini hatırlatmak için yazıyorum, acınız varsa aklınıza şunu söyleyebilirimki, sonsuza kadar kor ateşle kalmayacağız. Mutlu anların keyfini çıkarıp mutlu olmayı arttıracak şeyler yapmalıyız. Zaten kasvet çöktü dünyanın üstüne bir de biz kendimizi karanlığa hapsetmeyelim. Güzel insanlara hayatımızda yer verelim. İyi insanlar ve hayvanlarla dolduralım benliğimizi. Kötü bir insan varsa da hayatımızda sonsuza bizimle olmayacak. Bunu bilelim.

Anlayacağınız sonsuz değildi. Aşkı da sonsuz değildi aşkımda. Acılarım da değildi mutluluklarımda. Geç farkına vardım belki ama farkına vardım sonuçta.

Şu an haspolmuş hissediyorsanız siz de benimle beraber akışına bırakın. Dünyanın en haklı iki kelimesi. Akışına bırakmak. Cidden baya güzelmiş bu durum. 26 oldum 26ımda anladım. Hiç bir şey için geç değil.

İyiliği içimizde elimizden geldiğince yaşatmaya çalışalım ve hayatımıza çekmeye çalışalım. Giden gidiyor, gitmesi gerekiyorsa bırakın gitsin zaten.

Size kocaman sevgi ve iyilik dolu enerjimi burdan gönderiyorumm. Hep birlikte başaracağız şu hayatı öğrenmeyii.

Sevgilerimle.

Denize açılsın tüm karanlık yollar!

Düştüysek kalkarız daha ölmedik ya

Sanırım artık hissizleştim. Gerçekten hayattan zevk alamadığım için çok yorgun hissediyorum. Ama vazgeçmedim. Dün zamanın da bana çok iyi gelen krill yağı hapına başladım. Nöroloji doktorum önermişti. Bu hayattan yorulduğum ve tiksindiğim dönemde bana iyi geleceğini düşündüm. Baya etkili şu an için iyi gidiyoruzzz. Çünkü hala hayata tutunmak benim tek gayem. Kendimden vazgeçmiş değilim. Her şeyden vazgeçerim ama kendimden asla. Düşsek de yorulsak da hatta düştüğümüz o anda tekmede yesek, bizi biz yapacak olan kendimiziz. Hayata daha çok şey armağan edeceğim. Hayattan daha çok şey öğreneceğim, tek isteğim artık ve lütfen daha fazla yaralanmamak. Keşke kafaya çok takmayan, her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünmeyen bir insan olsaymışım. Ama yapcak bir şey yok bende böyleyim. Çok kafama takıyorum, çok bunalıyorum, çok sıkılıyorum ama asla vazgeçmiyorum. Ayrılıkmış, insanların gidişi imiş bunlar hep vardı hep var olacak. Hep yara alacağız ama kalkmak bizim elimizde. Ben bazen çok kinci bir insan olabiliyorum ama şu an kimseye karşı nefret dahi etmiyorum. Öğrendiğim çok şey oldu öğrenmeyede devam edeceğim. Kendim için bu savaştan vazgeçmeyeceğim. Başarılı işler için uğraşacağım çünkü beni en çok başarılı olmak mutlu edecek bunu biliyorum. O yüzden insanlar gelir ve gider. Ama biz bu hayatta kendimiz ve isteklerimiz için varolacağız. Buşra adında bir arkadaşım var o kadar güleryüzlü bir insan ki bu aralar en çok onunla konuşurken mutlu oluyorum. Kendisi spor salonunda hoca ve hayata bakan enerjisi bana örnek oluyor. Böyle insanlar biriktirmeli insan. Bizi karanlığa zindan edenlerdense bize ışık tutan enerji veren insanlara umut dolu bakmalıyız. Bu zamana kadar içimdeki hayat enerjisini çok emen insanlar çıktı karşıma. Hepsi beni bıktırdı, hepsi beni kendimden soğuttu. Ama şu an en çok kendimi seviyorum. Çünkü canım kendim çok ama çok önemli. Hayata daha çok sürprizlerim olacak ve bunun için durmadan çabalayacağım.

Bugün yine bir atak geçirdim. Her zamankinden daha şiddetli bir nöbetti. Çok yorgun hissetmeme rağmen gülümsüyorum. Hastaneden eve dönerkende gülümsüyordum. Bu nöbetler beni yıldıramaz çünkü. O nedenle eve geldim uzanmışım, serum bayıltmış biraz ama kendime gelince içtim keyif kahvesini baktım upuzun duran yoluma ve sen mi büyüksün yoksa ben mi dedim. Dibine kadar yaşamaya geldiysek dibine kadar yaşayacağız. Dibi dahi görsek bu da bize bir kar.

Anlayacağınız ne kadar hayat şu an bana pozitif taraflarını sunmasa da hiç bir şey için asla geç değil. Toksik insanlar yoluna güzel anılar ve yaşanacak olanlar kendi yoluna. Düştüysek kalkarız daha ölmedik ya. Olay bu tam olarak bu.

Asla vazgeçmeyin diyor ve tüm pozitifliğimi herkese kargoluyorum.

Sevgilerimle.

Yağmur yağmur yağmur yağmur geri verecek buharlaşan sevgimizi

Kendini gerçekleştirmek

Sanırım en çok yapmak istediğimiz şey. Bir o kadar da insanı zorlayan bir olay. Günümüz şartları maddi ve manevi olarak insanı o kadar zorluyor ki kendimizi gerçekleştirmeye çok ama çok uzak kalıyoruz. Ben kendimi gerçekleştirme olayını geçen sene kavradım. Anca o zaman akıl edebildim. Keşke daha önceden bunun için yaşasaydım ya da bunun için çabalasaydım. Geç olsun ama güç olmasın demişler. Neler istiyorum? Ben kimim? Neden varım? Amacım ne? Adlı sorulara teker teker cevap verdim. Hepsini uzunca yazdım kağıtlara. Neler beni mutlu eder? Ben kendime nasıl iyi gelebilirim? Ve daha nice soru. Hepsi aslında aynı kapıya çıkıyor. Kendini gerçekleştirmek için önce kendini tanıman gerekiyor. Kendimizden çok, o kadar başkalarına, başka işlere kafa yoruyoruz ki, kendimizden uzaklaştığımızın farkına bile varmıyoruz. Dediğim gibi kendimle olan tüm cevapları yazdım kağıtlara. Sonra farkına vardım. Daha önce kendimi, kendi isteklerimi hiç önemsememişim. Sonra kendimi kendime adamaya karar verdim. Okudum, gezdim, yeni yerler gördüm. İzledim. Gözlemledim. Bir sene boyunca kendime iyi davrandım. Hata yapsam bile kendimi azarlamadım. Çünkü hatalarda bize çok şey öğretiyor. Hatta kilit durumlarda daha kolay öğrenmemize neden oluyor. Hayvanlar ve doğa ile çok haşır neşir oldum. Gündüzü izledim, geceyi bekledim. Bolca yazdım. Hatta bir kitapta okumuştum. Her gün bana güzellik katan şeyleri deftere yazdım. Sonra başka bir sayfaya isteklerimi yazdım. Başka bir sayfaya ise minnet duyduğum şeyleri yazdım. Bunu düzenli olarak 21 gün yaptım. Sonuçta alışkanlık olsun diye 21 gün yapmam gerektiğini biliyordum. Bunun sonucunda tam bir yıl düzenli olarak yaptım bunu. Geriye dönüp okuduğum zamanlar oldu. İnanın çok ama çok iyi hissediyorsunuz hatta mutluluktan gözleriniz bile doluyor. Bunu yapmak bana çok iyi geldi. Bunun yanı sıra önceden yazmış olduğum fakat henüz çıkarmaya cesaret edemediğim kitabımı okudum. Üzerinde değişiklikler yaptım. Yani bana iyi gelecek her konuya başladım. İkinci üniversiteye yazıldım. Siyaset bilimi okumaya karar vermiştim çünkü. Faydası da çok oldu. Sosyoloji konusunda bilgi edinmiş oldum ve sosyolojiyi çok sevdiğimi fark ettim. İnsanın kendine iyi gelecek şeylerin peşinden koşması harika bir duygu. Bu 2020 yılında pek bir şey yapamadım. Hastalık mevzuları çok üst üste geldi. Kendimi unuttuğum çok zamana tanık oldum. Epileptik ataklarımın sayısı da artınca çok karamsarlığa kapıldım. Kendimi çok fazla eve kapattım. Ama 2020 içinde bana beni katan şey buraya yazmam oldu. Şimdi geçen sene yani 2019 yılında yaptığım adımları bu 2021 içinde de yapacağım. Kendimi bulacağım ve gerçekleştirmek için elimden geleni yapacağım. Biz hepimiz muhteşemiz. Önemli olan kendimizin farkına varmak. Yeteneklerimizi keşfetmek, kendimizi sevmek. İnsanlık, doğa ve hayvanlar için elimizden geleni yapmak. Binamızda yaralı bir kediye bakıyoruz. Sanırım arabayla üstünden geçmişler. Bugün onu görmeye indim. Veteriner kıtlığı olan bir yerde oturduğumuz için veteriner gelmiş ve krem ve ilaç bilgisi vermiş. Yarın yaş mama ile yanına gideceğim. Onun o küçük partileriyle hayata tutunuşu aslında tüm insanlığa bir örnek! Umarım çok daha iyi olacak. Yaralarına rağmen çok mutlu gözüküyor. Binada toplantı odası olduğu için orada bakıyoruz eve çok almak istedim ama bizim evde de durumlar kalabalık. O nedenle orda sakin bir ortamda bakılması daha iyi olacak. Yani demek istediğim şu ne kadar yara almış olsanızda hayat devam ediyor ve ettiği sürece buradasınız. Elinizden gelenin en iyisini yapmalısınız. Tıpkı bu anlattığım güzel kedicik gibi. Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi bile en üst katmana kendini gerçekleştirmek maddesini koymuş. Anlatmak istediği, kendini gerçekleştirmek varılacak bir durak değil, ömür boyu devam eden ve gelişen bir süreç, bu nedenle bu devam eden süreçte hayata ben de varım demenin tam zamanı. Bilgi ve hobi edinmek, durmadan kendini tüm doğaya ve iyiliğe aç hissetmek… İşte bu söylediklerimin hepsi bize bizi katacak! Bunun içinde her zaman söylediğim gibi asla vazgeçmemiz gerekiyor! Yarın bir doktor randevum var ve sanırım kendim için en iyisini yapmaya hazırım. Umarım yarın çok ama çok güzel bir gün olur.

Tüm güzellikler bizimle olsun.

Sevgilerimle.

Stairway to heaven!

Gün batımı

Hayatta bizi en huzurlu anlara çeken, harika renklerini bize sunan olaydır gün batımı. Huzur bulduğum, kahvemi yudumladığım, uzaklara dalıp gittiğim andır. Ne kadar da güzeldir o renkler. Sanki söyleyecek çok şeyi varmış gibidir gökyüzünün.

Dün sonunda kpss sınavına girdim. Açıkcası kafam pek yerinde değildi girerken ama girdim ve sonunda bitti. Daha güzel geçebilirdi ama çok da kötü geçmedi sanırım. Cevaplar verildiği zaman içime sine sine kontrol edeceğim. Peki istediğim puanı alırsam ne olacak? İşte bugün gün batımını izlerken bu düşüncelere daldım. Aslında iki şehir var kafamda. Ne olacak ne bitecek hiç bilmiyorum. İki şehirden herhangi biri olursa ikisine de çok sevineceğim. Biri zaten İzmir. Olsa herhalde dünyanın en mutlu insanı ben olurum. Gerçi olmazsa da İzmir olacak özel sektörde kendi işimi yapacağım ama yine de İzmir de olacağım. Adliyede çalışmak istediğim için girdim sınava. Biraz sempatim var bu tarz işlere. Bir de sağlık sorunlarımdan ötürü memur hayatı daha rahat olur düşüncesiyle sınava girdim. Yoksa özel sektörde çok çalıştım. Yoruculuğunu, paranı alamamanı, mobingleri, karaktersiz insanları çok gördü bu gözler. Oysa insan kalbinin ekmeğini yemeli. Hırs bürümüş insanların gözlerini. Kimin ayağını kaydırsam diye bekliyorlar. Çok yazık ama gerçek. Devlet memuru olursam daha rahat olurum düşüncesi çok rahatlattı beni. Olacak mıyım orası bir muamma. Ama olursa gerçekten harika olacak. Bilmiyorum hayat yüzüme gülecek mi? Artık benimde sevinme zamanım geldi mi? Gerçekten gün batımına bakarken bunlar geldi aklıma. Sonra gözlerim doldu. Sonra napıyosun Burcu salak salak ağlama diye kendimi susturdum. Ama gerçekten kendi çapımdaki hayallerim gerçek olsun, huzurlu olayım çok istiyorum. Hiç bir zaman lüks derdinde olmadım benim derdim sevdiğim şeyi yapmak ve sevdiklerimle olmak. Umarım hepimiz hayallerimizin gerçek olduğu anlarda ağlarız sadece. Beni okuyan ve yazdıklarımı gören herkes için bunu diliyorum, hatta iyiliği tüm kalbinde barındıran insanlar için. Olmadı zaten bir şekilde yolumu bulacağım. Çünkü çalışmak beni zinde tutuyor. Çalışıp kendi paramı kazanma olayına dönmek çok istiyorum. Zaman neyi gösterecek bilmiyorum ama umarım hayırlısı olur. Gün batımı sessiz çığlıklarıma eşlik ederken bir de aklıma hayatın tekrardan ne kadar garip olduğu geldi. Ne kadar garip hayaller kurmak, gerçekleşecek mi acaba diye beklemek. İnsanın içini düşüncelerin kemirmesi. Cidden ne kadar da garip her şey. Nasılda kapılıyoruz günlük hayatın o karmaşasına. Nasıl da unutuyoruz kendimizi huzura bırakmayı. O nedenle iç sesimi bastırmaya çalışıp, anın tadını çıkarmaya karar verdim gün batımını izlerken. Nasıl olsa olan olacak değil mi dedim kendime. Olmadı her yer yanarken saçlarını tararsın. Ne diyeyim ki umarım hayat hepimize kocaman sürprizlerle gelir. Bir kapı kapansa bile diğer kapının ardına merhaba deriz. Mutluluğu bulmamız çok yakındır belki de. İnanıyorum başaracağız. Umut benim diğer adım! Unutmadan söyleyeyim ASLA VAZGEÇME!

Sevgilerimle!

İşte bana ait bir gün batımıııı

Tutunmaya çalışanlar

Hayatım sürekli bir şekilde ayağa kalkmaya çalışmakla geçti. Sürekli devrildim, şiddetli rüzgara maruz kalmış bir ağaç gibi. Oysaki gölgemde dinlenenler olsun istemiştim hep. Ama ne yazık ki devrilişler darbe gibilerdi, 30 sene geriye atan türden. O nedenle sürekli bir şekilde düştüm ama tekrar kalktım. Hep tutunacak bir dal aradım kendime. Evet bu sefer yıkıldın ama ailen var, bu sefer yıkıldın ama seni sevenler var, bu sefer yıkıldın ama hayat devam ediyor, bu sefer yıkıldın ama önemli işlerin var. Var ama sürekli var. Hep başka insanları düşünürken ya da yapılacak işleri düşünürken küllerimden doğdum. Ama çok yanlış yapmışım. Aslında kendim için kalkmam gerekiyormuş. Sanırım hep kendim için ayağa kalkmadım diye çabucak devrildim. Devrilişlerimin ardından, tam da 26 yaşına ulaştığım da farkettim bunu. Son devrilişim devrim oldu hayatımda. Kalktım ve kendime tutundum bu sefer. Çünkü ne zaman başka nedenlere ya da insanlara tutunsan hep yarım kaldım. Ama şundan eminim ki ben kendimi yarı yolda bırakmam. Çünkü kimseye güvenemesem de kendimden eminim. Kendimin farkındayım. O nedenle büyük bir başarıya imza atarak kendime tutunmaya karar verdim. Devrilsem de kendim için kalkacağım ayağa. Küllerimden kendim için doğacağım. Hatta kendimi çok ama çok seveceğim, her zamankinden daha da fazla. Zaten bir kez hayata gelişimizden ötürü bu bedeni layığıyla yaşatmak gerekiyor bence. Öncelikle kendi yaralarımı sarmaya başladım. Kendime sorup da cevabını bulamadığım soruları didiklemeye başladım. Buraya yazmadığım süre boyunca her gece kafa patlattım acaba ne olursa daha iyi olur diye. Günlük hayatın koşturmacasına takılıp nasıl da unutuyoruz kendimizi. Bazen kendimi el kremi reklamlarında kupkurulu olan eller gibi hissediyorum. Garip bir benzetme ama doğru. Gün içerisinde ful ellerimizi kullanıyoruz ama bir krem sürmek çok zor geliyor. Aynı kendimize zaman ayıramadığımız gibi. Peki kendimize zaman ayırmak nedir? Ben ne istiyorum diye sormaktır. Nerede olmak istiyorum? Ne kadar çabalamam lazım? Beni neler mutlu eder? Mesela ben bu süreçte saçlarımı biraz daha kızıl yaptım. Işıldayayım diye. Sonra nerede olmak istediğime ve onun için ne yapmam gerektiğine dair soruların cevabını buldum. Çünkü nereye aitsen, orada sensin. Sonra hastaneye bile gitsem gülümsedim. Sabah erken kalkıyorum diye hayata kan püskürtmedim. Sanırım bir şeyleri değiştirmek istiyorsak en önce kendimizden başlamamız lazım. Kendimizi çok ama çok sevmemiz lazım. Hep diyorum asla vazgeçmeyin diye. Vazgeçmeyelim ama bunun için önce kendimizi dinleyelim. Neye ihtiyacımız var bilelim.

Evet beni okuyan, kendini dinle ve kendin için en güzelini bul. Hayata tutunmak istiyorsan önce kendinden başla. Kendine tutun ve kendin için ayağa kalk. Çok devrileceksin ama kendin için ayağa kalktıkça hayat seni kolayca deviremeyecek. Bundan çok ama çok eminim. Kolay lokma olmaya son!

İyi ki varız!

Sevgilerimle.

Depresyon

Bu konu hakkında uzun zamandır yazmak istiyordum ama düşüncelerimi toparlayamadım. Bir de o anları hatırlamak bana korkutucu geldi. Ama şu an hazırım. Depresyon dönemim hayatımda her şeyin normal gittiği bir an da yakaladı beni. Sorunum yoktu. Şimdikinden daha gençtim. Üniversiteyi kazanmışım. Yeni bir hayat vardı önümde. Ailemle biraz aramız bozuktu. Özellikle babamla aram pek iyi değildi. Ama şu an hepsinin gençlikten kaynaklandığını düşünüyorum. Her şey normal bir şekilde ilerlerken kendimi çok yalnız hissetmeye başladım. Ama ne yalnızlık. Hiç bir şeyden tat almamaya başladım. Geceleri uyuyamamaya başladım. Okula gitmemeye başladım. Arkadaşlarımla buluşmamaya başladım. Hatta odamdan çıkmamaya başladım. Her şeyden nefret edecek duruma gelmiştim. En önemlisi kendimden nefret ediyordum. Nefes almamdan, yaşamamdan. Sürekli sessiz kalmak istiyordum. İletişimimi kesmek istiyordum hayatla. Sanırım bunu denemek en çok istediğim şeydi. Ölmeyi denemek. Aklımda sürekli bu vardı. Arkadaşlarım da hal böyle olunca teker teker arkasını döndü bana. Ben bu şekilde yapmazdım ama yapmalarını da anlıyorum. Şen, şakrak insan gidince bu halime katlanamadılar. Neyse olsun deyip unutmak istedim çekip gidişlerini ama koyuyor insana. Sanırım daha 19 yaşındaydım. Tek bir arkadaşım kalmamıştı yanımda. Sonra insanlardan nefret etmeye başladım. Hepsinden uzak olmak istedim. Doktora gidiyoruz dünya kadar ilaç veriyor ve uyutuyordu hepsi beni. Sürekli titriyordum çok iyi hatırlıyorum. Yer ayağımın altından sürekli kayıyordu. Sonra felaketler ardı ardına gelmeye başladı önce vertigo oldum. Vertigo şiddetli baş dönmesi demek. Kulaktan kaynaklanıyor. Sonrada epilepsi hastası oldum. Yolda yürürken atak geçirmeler mi dersiniz yere baktım diye düşmeler mi. Okula doğru düzgün gidemedim. Ama niyetim hep vardı. Depresyon tüm hücrelerime işlemişti. Sürekli atak ve baş dönmesine maruz kaldığım için daha da kapandım içime. Sabahları uyanmamak için yalvardığımı hatırlıyorum. Bu arada çok şey vardır anlatacağım ama ilaçlar çoğunu unuturmuş. Günde 18 ilaç kullanıyordum. Vitaminler, demir hapları, vertigo ilaçları, depresyon ilaçları ve epilepsi ilaçları. Hal böyle olunca ilaçlardan da aşırı tiksinmiştim. Bu dönem yani depresyon dönemi bir yıldan uzun sürdü. Yanımda sadece ailemin desteğini gördüm. O zamandan beri insanlardan uzak durmaya başladım. Pek arkadaşım olmaz çünkü en sahtelerine denk geldim. Anlayacağınız yeni biriyle tanışsam bile berlin duvarı olan duvarımı hep ördüm ve örüyorum. Sanırım kendimi koruyorum. Bir gün annem yanıma geldi ve benim için toparla diye beynime girmeye çalıştı. İkimizde hüngür hüngür ağladık bunu hatırlıyorum. Sonra babamla aramız düzeldi. O zamandan beri de asla bozulmadı. Çok zor zamanlardı. Yemek yemememe rağmen ilaçlar yüzünden 10 kilo almıştım. Kafam kocaman olmuştu. Aynaya bakmıyordum. Gözaltlarım mosmor ellerim sürekli titriyor. Bir gün okula gitmiştim kızın biri madde bağımlısı mısın demişti gülerek bana. Güldüğümü ve sadece hayır dediğimi hatırlıyorum. Şimdi olsa kesin yerin dibine sokardım onu. İnsanlar çok sert. İnsanlar acımasız. Bunu anladım en dibi gördüğüm o dönemde. Sonra elimi eteğimi çektim çoğu şeyden, içinde insan olan çoğu şeyden. Ailem için ayakta dimdik kalmaya gayret gösterdim ve kendim için. Olduğum insan için. Okulda çok atak geçirdim çok rahatsızlandım ama dayandım. Dayanmam lazımdı, çünkü zaten ölmüyordum. Sonuç olarak o karanlıktan çıktım ama bir yıldan uzun sürdü. Beni benden aldı ama en sonunda kendimi ondan aldım. Şimdi o karanlıktan çıksam da siyahı hala seviyorum. Hayatı, ailemi ve iyi olan tüm her şeyi seviyorum. Kendim gibi birini görünce ona elimden gelen yardımı yapmak istiyorum. Hem nörolojik hem de psikolojik her rahatsızlık kanını emiyor insanın. Bunu çok iyi biliyorum. Daha çok şey yazabilirim ama sanırım özeti bu şekilde. Ailem ve kendim için o çukurdan çıkma kararı aldım. Kendi bitmiş halime defalarca baktım aynada. Sonra da kendim için ayağa kalkmam gerektiğine karar verdim. Çünkü kendimden başka kimseye zararım dokunmadı. O nedenle artık kendime zarar vermek yanlış gelmeye başladı bana. Sonra ailem geldi gözümün önüne. O nedenle pes etmedim. İlaçlara tutundum, hava almaya çıktım. Aileme kocaman sarıldım ve pes etmedim. Siz de karanlıktaysanız asla pes etmeyin. Güçlendikçe hayata karışan bir şiir, bir beste olacaksınız. İnanın bana.

Kendinizi sevin ve asla vazgeçmeyin diye boşuna demiyorum. Sarılın kendinize sımsıkı. Kimse olmasa da yanınızda kendiniz için ayakta kalın. Sonra çok ama çok güçlü olacaksınız. Kefilim buna. Kendimi sevdikçe sevilesi her şey daha çok gözüktü gözüme. Kendinizi hep daha çok sevin. Sizi seven ve her daim yanınızda olanlara sırtınızı çevirmeyin. Göreceksiniz bu hayattaki savaşlarımızda kazanan taraf biz olacağız. Kazanmaya geldik!!

Asla vazgeçmeyin. Güçlendikçe asıl ilaç siz olacaksınız. Belki de bir sürü insanın kalbine dokunacaksınız. Ben dokundum ordan biliyorum.

Sevgilerimle.

Depresyon sonrası bana açılan bir kapı gibi ondan bunu da eklemek istedim buraya

Don Ritchie

Bugün tam da bu blog da olması gereken bir insandan bahsetmek istiyorum. Don Ritchie, Avustralya’nın Gap bölgesinde evi olan bir adam. Bu bölge intihar noktası olarak bilinen bir bölge. İntihar için gelen insanlara kibarca size yardımcı olabilir miyim diye soran bir adam Don Ritchie. Sonrasında çay ve sohbet teklifi eden bu insan 160 insanı inhitardan vazgeçirebilmiş. Hayatlarına dokunup onları ikna edebilmiş. Ne kadar güzel bir duygudur bunu biraz olsun hissedebiliyorum. Elbette ikna edemedikleri de olmuş. Uykuları kaçmıştır belki de bundan eminim. Ama yardım eli uzatmak 160 insanın hayatına dokunmak dünyanın en değerli varlığından bile değerlidir. Aslında yardım eli uzatmanın ne demek olduğunu anlatmış insanlara 50 yıl boyunca. Çok ödüller almış. Ama zaten en büyük ödül kendisi. Kendisi, bir umut ışığı insanları aydınlatan sonsuz bir merhamet duygusu. Öyle bir dönemdeyiz ki insan en yakınına bile sırt çeviriyor. Ama Don Ritchie ilk defa gördüğü insanlara el uzatıyor. Bu çok büyük bir insanlık örneği. İnsana merhameti hatırlatıyor. Yakınınızda veya uzağınızda kim olursa olsun gerçekten yardıma ihtiyacı olan biri varsa, bu psikolojik olabilir bu maddi olabilir fiziksel olabilir ya da muhtaç bir hayvan varsa ki etrafımız bu saydıklarımla dolu arkanızı dönmeyin. Bana zamanında gerçekten vazgeçtiğim de arkasını dönen çok oldu ama yardım eli uzatan insanları asla unutmadım. Siz de bir Don Ritchie olabilirsiniz. Bu çok zor değil. İçimizdeki merhamet duygusu asla ölmesin. Her toparlandığımızda daha sağlam kalkalım ayağa ve bizde bir umut olalım hem kendimize hem de ihtiyacı olanlara. İhtiyaç sadece maddi bir şey değildir. Maneviyat şu dünyadaki en değerli şey. Ben çok yaşadım suratıma kapanan telefonları, ihtiyacım olduğunda çekip gidenleri çok gördüm. Ama bunları yaşadım diye de bir an olsun yardımcı olmaktan vazgeçmedim. Eminim ben gibi olan bir çok insan var bu hayatta. Sağlığımız el verdikçe insanlara ve hayvanlara umut olmalıyız diye düşünüyorum. Derdini anlatan insanlara sırt dönmemeliyiz diye düşünüyorum. Don Ritchie bu hayatta bunu hatırlatan en büyük örneklerden bir tanesidir eminim buna. Hayattaki en büyük neşelerden, duygulardan, gönül rahatlığından biri, yardımcı olduğumuz insanın bize karşılık verdiği en içten gülümsemedir. Ya da bir hayvanın kucağınıza uzanıp kendini sevdirmesidir. Don Ritchie ile içimden geçen duyguları burada ölümsüzleştirmek istedim. Kalbe dokunmak çok ama çok önemli. Umarım çok iyi insanlarla karşılaşır ve muhtaç olan insanlara ışık oluruz. Umarım düştüğümüzde kalabiliriz ve kanayan yaralarımıza derman oluruz. İnsanın kendisi zaten Don Ritchie gibi olmalı. En büyük dileklerim zor durumda olan insanlar ve hayvanlar için. Özellikle psikolojik olarak bunalım yaşayan bir çok insan var etrafımızda. Umarım ihtiyacı olan herkese biz de sonsuz bir ışık olabiliriz. Sevgi paylaştıkça çoğalır. İyilik de aynı şekilde. Tam bir motivasyon yazısı oldu 🙂 Umarım motive olup hem kendinize hem de ihtiyacı olanlara sonsuz bir ışık olabilirsiniz. Güldükçe daha çok güleceğimiz zamanlarımız olsun. Bir çay ve hoş sohbetle nice umutlarımız yeşersin. Hayatta hala umudun olduğunu bilelim ve bu hayatın hakkını verelim.

Sevgilerimle 🙂