Biraz kedi biraz mutluluk

Bugün mükemmel bir enerji ile uyandım. O nedenle yerimde duramadım bir türlü. Kocaman bir peynirli omlet yaptım, çayımı muhteşem bir şekilde demledim (çay demlemek sanattır) sonra kekikli peynir, soslu zeytin vs derken bizimkileri uyandırdım. Hep birlikte doyasıya kahvaltı yaptıktan ve uzun uzun balkon keyfi yaptıktan sonra bir Türk kahvesi ile keyfimize keyif kattık. Umberto Arte ile Sanat 2 kitabına daldım uzun uzun. Kesinlikle incelemeniz lazım. Sonra bir filtre kahve yaptım kendime, kitaba dalış o dalış. Saat 3 gibi anneme hadi dışarı çıkalım dedim, hava bugün biraz güneşliydi. Sahile doğru yürüdükten sonra bir kafede mola verdik ve bu tatlılıkla karşılaştım.

Sıcağı görünce mayışanlarda bugünnn

Uyuduğu için sevmek istemedim, keyfi çok yerindeydi. Türk kahvemizi içtik tekrardan. Sonra annemle uzun uzun sohbet ettik. Sıcak da baya iyi geldi kafe baya sıcacıktı. Sonra tekrardan sahil boyu yürümeye çıktık.

Gelibolunun kafa üşüten soğukluğundan bir kare. Uzun uzun yürüdük. Ama yürümek kocaman bir terapi haline geldi. Aşırı derecede kendimi iyi hissetmemi sağlıyor. Sonra bir bankta mola verdik bi sigara yaktık, rüzgar yüzümüze yüzümüze vurdu. Üşüyene kadar oturduktan sonra tekrardan yürümeye başladık. Kumsala vuran denizanaları sahili terk etmiş. O kadar kötü kokuyordu ki bu durum beni sevindirdi. Bir büfede mola verip karton bardakta çay aldık. (Kahvesi yoktu ama denize karşı çay içmiş oldum selam olsun) Büfe sahibi ile uzun uzun sohbet ettik. Geçen senede hep ondan alırdık sizi tanıdım falan deyince çay üzerine sanırım tam 15 dakika konuştuk ahahaha. Sonra bizim üstümüze bir sürü müşteri gelmeye başlayınca ayağınız uğurlu geldi dedi. Sanırım günün beni mutlu eden ikinci pozitif olayı bu oldu. Üçüncüsü ise Eceye moral verdiğim ve onun bana sen benim en değerlimsin demesi. Ece de benim en değerlim, gerçekten iyi ki var!

Dördüncü en pozitif olayım ise eyşanla karşılaşmak hemen olayı fotoğraflandırayım….

Senin ağzını burnunu yerim Eyşan! Burna bak ya pembe pembe! Onunla da uzun uzunnn sohbet ettim. Ömerle cengizi rahat bırak kendi ayaklarının üzerinde dur ve mamana sahip çık dedim. O da kucağıma atlayıp yatmayı tercih etti. Mama konusuna gelince kendisine koşarak migrostan yaş mama aldım. Eyşan umarım farkındasındır seni ne kadar çok sevdiğimin.

Sonra eve yaklaşınca balkonuma kavuştuğum an da yaklaşmış olduuuu. Bir balkon keyfi de yaptıktan sonra günümün çoğunu biricik annem ile tamamlamış oldum. Yemek yaptık, yedik derken şimdi buradayım. Yarın kuaföre gideceğim. Normalde saçımı hep kendim boyarım ama asker ben sizin saçınızı muhteşem yapacağım dedi. Ona güvenerek yarın orduevine gideceğimm. Birde saçlarımın uçlarından keseceğiz çünkü ben biraz yamuklaştırmış olabilirim… Birde kaküllerim uzadı, onlarında ucundan almamız lazım. Uzun bir süre daha kaküllü olacağımm. Bu saç bana baya iyi geldi. Ya da ben öyle oldu sanıyorum. Neyse bunun hiç bir önemi yok. Sonuç olarak gerçekten neşeli hissediyorum. Sert esen rüzgarda saçımı savura savura yürüyorum hahaha.

Günüm huzur dolu geçmiş oldu. Pozitif bastık bünyeye. Kediler köpekler derken sevgi dolu bir yazı oldu. Emeği geçen herkese teşekkür ederimm! Şimdi ise çayımı yudumluyor ve balkonda kendimi huzur dolu bir yazı yazarken buluyorum. E daha ne olsun! Unutmadan.. Bir de bugün bir iş görüşmesi için çağrıldım. Yine volkswagen ve yine muhasebe pozisyonu için. Fakat gelmeyeceğimi söyledim. Daha önce de bir lojistik firmasını reddetmiştim. Açıkçası sağlığım gerçekten evet sen mükemmelsin diyene kadar hiç bir işe bulaşmak istemiyorum. Kendimi uzun çok uzun bir tatile çıkardım. İzmir macerasında epilepsi ve ses tellerimin yırtılması bana bunun gerektiğini söyledi. Bir an da işimi terk etmek zorunda kaldım. Sonra da evimden ayrıldım. Hepsi üst üste geldi. Onun dışında da tekrardan güvendiğim o lanet dağa kar yağınca ve bir kaç etkende olunca uzunca bir tedavi sürecine girdim. Ardından depresyon işte ben geldim buradayım! dedi bana. Ses tedavisi, epilepsi tedavisi, depresyon tedavisi derken çok yorgun düştüm. Hala da yorgunum. Depresyonu yendim evet fakat daha da iyi olmalıyım. İş tekliflerine o nedenle sıcak bakamıyorum. Çünkü korkuyorum. Sadece tek istediğim kitabımı tüm kitapçılarda görmek, onun haricinde muhasebe vs bu tarz konuları düşünmüyorum. Çünkü Çanakkaleye taşınmak zorunda kalıp tek başıma yaşayacağım. Epilepsi hastası iseniz hayat tek başına yaşamanız için çok da kolay değil. O nedenle şu epilepsimi yoluna daha çok yoluna sokmak zorundayım. Depresyon illeti ise şu an da benden çok uzaklarda gibi duruyor, fakat en hassas noktanız da yakalıyor sizi. Neyse kötüyü asla çağırmıyoruz ve mükemmel hissediyoruz!

Umarım dileklerimizin çoğuna tik attığımız günler çok ama çoook yakınımızdadır! Sevgi bizimle olsun!

Sevgilerimle!

Denizi kokladım bugün

Denizi kokladım bugün. Kendisi ile uzun uzun bakıştık. Deniz bence çok ama çok büyük bir terapi. Denize kıyısı olmayan bir şehir benlik olamazdı sanırım. Dertleri bırakıyorsun suya bi kere. Öylece dalgalara atıveriyosun. Uzun uzun maviliklere dalıyorsun. Dalmak sadece yüzmek değildir. Sonra martılar var. Kahkaha atar gibi sesler çıkarıyorlar. Sonra gemiler var biri gidiyor biri geliyor, tıpkı kıyımıza kadar gelen insanlar gibi. Bugün baya bir gemiyi yolcu ettim gözlerimle. Sonra balık tutanlar var. Hepsi oltası kıpırdasın diye pür dikkat bekliyor. Sabırlı ve dingin. Hayatta daima olmamız gerektiği gibi. Sonra yemyeşil yosunlar var. Denizin süslü püslü takıları. Daha da güzel kılıyor sonsuz duran maviliği. Kumsal var ince ince kumlu. Tonlarca ince düşünce gibi. Deniz bir dalga vuruyor hepsi parıldamaya başlıyor. İnce fikirlerimize vuran kalbimiz gibi. Kumsalda koşan köpekler, köpekleri ile koşan insanlar… Huzuru döktüm gözlerinizin önüne. Deniz bir yaşam dolusu huzur işte.

Yaktım bir sigara, uzun uzun bakıştık mavilikle. Düşünceler aktı gitti dalgalarla beraber. Kitabımı düşündüm. İnsanlara umut olacağını, yalnız olmadıklarını bilecekleri bir kitap. Sonra nerede yaşamam gerek diye düşündüm. O konuda hala kesin bir fikrim yok. Bu yaz yurtdışı planım var. Onu düşündüm. Kardeşimle seyahat edeceğiz. Yüksel ihtimalle İskandinav ülkelerinden birisini istiyoruz. Umarım ışık hızıyla memleketime ulaşırım……. Sonra kendimi düşündüm. Güçlü kalabildiğim ve sorunlarım karşısında zor da olsa başarılı olduğum için kendimi tebrik ettim. Bu aralar bir kaç gündür az güldüğüm için kendimi cezalandırıp denize bakarken bol bol sırıttım. Görenler bu deli neden gülüyor demiş olabilir. Fakat umrumda olmadığı için sigaramı keyifle içip bol bol sırıttım. Kulağımda da still loving you çalıyor. Scorpions dinlerken daha önce hiç bu kadar sırıtmamıştım. Farklı bir deneyim oldu benim için. Neyse ne diyordum, sonra ikinci üni bittiğine göre ne okusam diye düşündüm. Sanırım sanat tarihi okuyacağım. Bir de mitolojiyi ve pagan ritüellerini düşündüm. Bu konuda daha fazla fikrim olması lazım. Özellikle pagan ritüelleri dikkatimi fazlasıyla çekiyor. Anlayacağınız bir deniz kokusu ile sarhoş oldum galiba.

Sonra bol bol yürüdüm. Deniz boyu çarşıya kadar yürüdüm. Geri dönerken hiç üşenmedim, sadece soğuktan burnum bağımsızlığını ilan etti. Bir de şapka almadığım için kulaklarım artık eve mi gitsek diye uğuldamaya başladı. Eve dönerken kahve aldım. Bir de mahallemizin az ama öz kendilerinden biri ile karşılaştım. Ben kendisine eyşan diyorum. Bunlar üç kedi. Eyşan bi birinin yanında bi diğerinin yanında. Diğer ikisi de full kavgalı. Tam ismine layık bir kedisin eyşan. Gözüm üzerinde.

Kahvemi aldıktan sonra eve gelip kahve yaptım kendime, sonra uzun bir süre kitap okudum. Sonra da yemek yiyesim gelmediği için kendime şahane süslediğim tadına tat kattığım yulafı hazırladım. Süslü olmasa yüzüne bakmam. Kendisini yedikten sonra yeni nesil gossip girle baktım biraz, sarmadı. O sarmayınca you izledim. Gerçi onun da bu sezonu pek sarmadı. Ruh hastası bu sefer beni ele geçiremedin. Sen dan din ya. Gerçi dan olarak da ruh hastasıydın. Sen bitmişsin yapacak bir şey yok……

Evet şimdi de kendime karanlık ödülü verdim ve sessiz sakince yazımı yazmış bulundum. Bir kahve ile kapanış yapacağım erken kalkan yol alır…..

Umarım yarınlarımız bugünlerimizden de güzel olur. Biz dileyelimm. En güzellerini dileyelim!

Sevgilerimle.

Bugünden.

Denizin kokusunu hisset

Yazımı en çok sevgidiğim yerde deniz kenarında, kahvemi yudumlarken yazıyorum. Buranın en güzel yanı belki daha önce de yazdım ama evin denize 5 dakika olması. Sadece şu an tek rahatsız olduğum şey ince giyinmiş olmam. Hava baya sert esiyor. Serin serin yüzüme yüzüme vuruyor. Ama olsun yandığım günlerin acısını çıkarıyorum gibi düşünmeyeceğim. Polyannacılık yine devrede. Babam balık tutmaya gitti bugün, dönerken bizi de alacak. Açıkcası yürümeye hiç mecalim yok çünkü diyetteyim. Bugün akşam yemeğinde herkes köfte, patates yerken ben yulaf yedim. Ya bu sosyal medya ünlüleri kafayı yemiş. Bildiğin saman yesem daha fazla tadı tuzu olurdu. Bir de şekilli kase yaptım kendime. Muzlu şeftalili falan. Ama yok bana mısın demedi. Çiğnemekten çenem ağrıdı. Ben asla ünlü olamayacağım galiba…..

Yarında yulaflı omlet yapıcam. Madem aldım bitireyim bari. Pes etmek istemiyorum. Ay ama tadı gerçekten kötü. Hatta yok ama kötü. Yiyenler beni anladı bence. Ama sevenler blogumu terk etsin. Yulafı kendi çapımda kötülediğime göre rahatlamamış olsam da denizin dalga sesi efsane. Diyete neden başladım ondan da bahsedeyim. Çok affedersiniz öküz gibi geceleri gömdüm yarım ekmeği. Alladım pulladım yedim. Pişman mıyım evet ama tadı da efsaneydi. Yanında da kola içtim sürekli. Kolayı uzun süre içmeyi düşünmüyorum. Yani istediğim kiloya varsam bile hayatımda artık kola diye bir içecek yok. Soğudum kendisinden.

Diyet faslı da bittiğine göre bu denizin güzel hatta mükemmel sesinde doktoruma gittiğimde neler konustuğumuzu anlatayım. Bana bir saat motivasyon konuşması yaptı. Abartısız bir saat. Nedeni ise benim size defalarca bahsettiğim içimdeki boşluk, güvensizlik ve de korkularım. Ama çok güzel konustu. Ben bile bana yapabilirsin demeye başladım. Zaman alacağını söyledi fakat zaten zamandan bol neyim var. Kafam sürekli meşgul gerçi ama zamanım çok. Korkularımın üstüne gitmememi sadece zamana bırakmamı söyledi. Zamanla güveneceksin ama önce kendine dedi. Çok da doğru. Ben kendime güvenmiyorum kırılırım korkusu yüzünden. Sen kırılmazsın burcu diyemiyorum. O nedenle önce kendimle olan problemlerimi zamanın o aheste akışına bırakmam lazım. Ama şöyle bir şey de söz konusu. Kendimi değerli hissetmeye başladım. Sabah uyanınca kendime işte sen busun kızım günün güzel geçecek falan diyorum aynada. Ay bir de saçımı boyadım. O da artı bir güzellik kattı sana diye kendimi seviyorum aynada ahahahah. Ya size manyaklık olarak gelebilir ama içimden geliyor. Bu sabah evdekilere bağırarak seda sayan günaydını yaptım. Kulağınıza gelmiştir. Yani kısacası uğur abinin motivasyon konuşmaları beni bir silkeledi kendime getirdi. Kendime sarıldığım falan bile oluyor. Kırıldığım yerlerime merhem olmaya çalışıyorum. En iyi ilaç benim çünkü. Siz de kendiniz için en mükemmel ilaçsınız. İyileşmeye öncelikle kendimizden başlıyoruz. Kendimizi seversek, kendimizi mutlu ve huzurlu hissedersek güzellikler peşimizden tıkır tıkır gelecek. Ben hep şuna dikkat etmişimdir. Mutlu olduğum gün mutluluğun en mükemmel halini yaşatır o gün bana. Ama lanet olsun neden uyandım dediğim zamanlar da psikolojim aynen o şekilde berbat olmaya devam eder. Var mısınız her gün oh be iyi ki varım ben diye uyanmaya!?

Deniz o kadar güzel kokuyor ki. Çok güzel geldi bana bu deniz havası. Hemen manzaramı da paylaşayım.

Köyümün güzel yanı, köyümün güzel olması. Dalga seslerinde bangır bangır scorpions send me an angel çalsa keşke. Ama duman çalıyor neyse o da olur. Lisedeyken duman dinlerken kola içerek sarhoş olmuşluğum var. Üç kız iki litre kola ve dumanla sarhoşluğumuzu ilan etmiştik. İlla alkole gerek yoktur bazı kafalar için. Benim kafam hep çiçek mesela. Dalgaların sesinde şu an çıplak ayaklarımla kuma bassam, sonrada dalgalar dizime kadar vursa huzur sarhoşu olurum. Siz de alkolsüz çok sarhoş olmussunuzdur. Hayatı seviyorum diyebiliyorum. Çünkü kendimi seviyorum. En iyisi için kumsalı belki her zaman bulamam ama kalbimde yaşatabilirim. İmkansızlar asla imkansız değildir onlar zaten hep sizinledir sadece görmeniz gerekir. Hastalıklarımı kabullenmemi söyledi uğur abi. Evet epilepsi zamanları kendimi çok aciz görüyorum. Eski zamanlarımda kafama takmadığım zamanlarda kalkar bir sigara yakardım. Şimdi ise kendimi çok aciz çok muhtaç biri gibi görüyorum. Görüyordum. Artık bir ataktan sonra sigara içmesem de üstüne bir kahve içerim. En soğuğundan. Çünkü ben bu hastalık benimle olsun diye uğraşmadım. Ama madem benimle bana ayak uydurmak zorunda. Yok öyle ağlamalı tavana bakmalar falan. Farkındaysanız içimdeki enerji buraya da yansıyor. Çünkü o enerji için iki aydır hatta izmirden sonra, benimle olsun diye her gece gözümü tavana dikip sonun başlangıcına az kaldı dedim. Sonra yerini bir dalga sesinin mükemmelliğine, bir içimdeki bu yazma tutkusuna bıraktım. Bazı şeyler gerçekten değişiyor. Yeter ki insan istesin. İçimdeki derbederliğe son verme girişimine başladım. Yavaş yavaş istediğim kıvama geleceğim. Tabi ki tükenmiş günlerim olacak onlarda ise yazarak, okuyarak, çalışarak varolacağım. Planım bu şekilde bu yazıya kocaman gülüşümle veda ediyor ve hepinize şimdiden mükemmel bir hafta sonu diliyorum.

En harika hafta sonları sizinle olsun. Hepimizle olsun. Hayvanlarla olsun ağaçlarla olsun! Bugün kedi maması aldım yarın gündüz araştırma yapmam lazım kedi araştırması. Buldukça besleyeceğim. Sizde hayvanları asla unutmayın, onlarsız bir hayat hayat olmazdı çünkü!

Sevgilerimle.

Gülmeye her zaman devammm!

Huzur

Şu an bu yazımı yeşillik bir alanda ağaçların rüzgar ile hafiften sallandığı, güneşin vedasının ardından gelen o kırmızımsı gökyüzüne bakarak yazıyorum. Tam sanatlık ortam ve tam kendini bulma yolunda bana yardımcı olabilecek bir an. Kardeşimle geldik buraya o şu an video falan izliyor ben ise bana en iyi gelen şeyi yapıyorum. Yazmak… Dile getiremediklerimin kağıda seslenmiş hali. Serhatla bugün baya sohbet ettik. Öncelikle hayat ile ilgili dertlerini paylaştı. Ekonomi, okul, sınav, siyaset… Yeni nesil baya bir şeyin farkında bence. Bilgisayara, telefona gömülü olduğuna bakmayın hepsi zehir gibi. Üniversite sınavından çok güzel bir puan aldı. İstediği mühendisliklere girebiliyor. Ama aklı İstanbul teknik üniversitesitesinde. Belki bir sene daha hazırlanırım diye düşünüyor. Bu sene okul eğitimi hiç görmedi o yüzden tekrar yapıp bolca soru çözüp en iyisini yapmayı planlıyor. Kendisini takdir ediyorum. Sonuna kadar da arkasındayım. En güzelleri onunla olacak biliyorum. Dil sınavından da 80 soruda 2 yanlış yapmış. Ailecek bir de ona sevindik. Kendisiyle baya gurur duyuyorum. Daha güzelleri o ve yaşıtı tüm gençler ile olsun.

Biramızı içtik bir sürü konudan söz ettik sonra ağaçların arasında olan ve güzel esen şu an ki yerimize geldik. Hava misss gibi. Baya güzel. Huzuru hissettiğim güzel bir an yaşıyorum şu an. Her şey muazzam. Sessiz ve sakin. Arkadaslarımla iletişimim harika, ailemle aram gerçekten çok iyi, bir de bunun yanında yaptığım bir işim var. İş olarak da tatmin hissediyorum. Bir de burası var. Daha ne olsun. İçim huzur dolu. İlaçlar da şu anlık iyi gidiyor. Bırakmak elbet istiyorum ama şu an bu huzuru yaşamamın bir sebebi de kafamın net olması. İstemeyerek söylüyorum ama içtiğim epilepsi ve uyku ilaçlarının etkisi büyük. O nedenle doktorumun emeğini de takdir ediyorum. Çünkü o da benimle çok uğraştı.

Şu yemyeşilliğin güzelliğine bakın. Hayranım yeşil ve mavinin her tonuna. Ay kendimi ayrıkvadide gibi hissediyorum. Keşke bir elf olsam da salına salına yürüsem oralarda. Öyle bir hayatım olsun cidden çok isterdim. Filmin inanılmaz güzelliklerindem biri ayrıkvadi.

Her şey bu kadar sakinken güzel şeylerin benimle olmasına, şükrettim defalarca. Güzeller güzeli bir gün yaşadım bugün. Huzur kapımı çaldı bende ona merhaba dedim ve içeri davet ettim. Bazen insan mutsuz olduğunda kapısını çalan huzuru fark edemiyor. Ben iç huzurum için en kötü anımda bile huzuru içeri davet etmeye karar verdim. Çünkü en kötü anınızda bile beyniniz güzel bir an hatırlatır. İşte tam o an ona odaklanmak lazım. Tam o an güzel olan olayın üzerine düşünmek lazım. Depresyonu bu şekilde atlattım. Asla vazgeçme sloganım işte tam bu nedenle yazıldı. Tam umudumu yitirmiş, kapkara gözlerle bakınırken etrafıma neden vazgeçiyorum ki dedim kendime. Yanımda olan aileme baktım ve davet ettim onların huzurla dolmuş yaşlı gözlerini. Sonra zaten hepbirlikte toparladık. En son yaşadığım dönem daha kısa oldu, çünkü bu sefer asla vazgeçme ve yıkılma sen daha iyisini yapabilirsin dedi içimdeki karanlıkta duran huzurum. Sonra onu ellerime aldım ve evet dedim ben devam edeceğim ve sende benimlesin. Şimdi ise o huzuru arttırmak, çoğaltmak istiyorum. Ben kaybolmak istemiyorum. Ben yoluma çıkan engellerde yıkılmak istemiyorum ki yıkılsaydım herhalde geçen ay yıkılırdım. O nedenle kendimi daha iyi daha zinde ve daha huzurlu hissediyorum. İç huzurum için asla vazgeçmiyorum.

Hava hafiften kararmaya başladı. Eve gidip bir duş alıp kahvemi elime aldıktan sonra işim üzerine çalışacağım. Cumaya kadar telsim etmem lazım ama zaten baya ilerledim. İşte bir huzur da bu! Yapacağın işi yetiştirebilmek!

Umarım yarın güzel bir perşembe günü olur. Doğaya sahip çıkalım ve bize verdiği o ağaçların hışırtı sesine huzurla bakalım. Ağaçların gölgesinde huzuru bulalım. Ya da düşen bir yaprakta işte bu dileğim kabul olacakmış falı yapalım. Ben çok yaparım. Bir dilek tutarım şimdi yaprak düşerse kabul olacak derim ve düşerse çılgınlar gibi sevinirim. Ay bu hayatta sevinmek için çok kolay yöntemler var! Hep çile hep çile nereye kadar! Umarım süper bir çarşamba akşamı ve süper bir perşembe günü bizi bekliyordur!

Sevgilerimle.

Yeşille yeşil ol!

Taşınmak

Babamın asker oluşundan ötürü sürekli taşındık. Sürekli yarım yamalak arkadaşlıklarım oldu. Sürekli sıfırdan başladım. Yeni okul, yeni arkadaşlıklar, yeni bir ev. Bazen çok kızdığım oldu bazen ise sürekli yeni bir yer keşfediyorum diye sevindim. Sanırım en çok sevindim. Çünkü alışmışlığın dışına çıkmak insana bambaşka bir keyif veriyor. Sonra İzmir’e taşındık. En fazla görev süremizi orda yaptık. Ben oradayken liseye başladım. Oradayken liseyi bitirdim. Sonra ben üniversite de okurken bizimkilerin yine taini çıktı. İlk başta olsun ya dedim ne olacak sanki. Ama ailesiz o kadar da kolay olmuyormuş bunu anladım. Çünkü çok rahatsızlandım, çok kendime yetemediğim zamanlar oldu. Ama dedim olsun, ben yapacağım bu işi de becereceğim. Okulumun son senesi çalışmaya da başladım. Ama bir kadınsanız ve çalışıyorsanız o işler çok da kolay olmuyor. Sarkıntılık yapanlar mı dersin, ilanı aşk edenler mi dersin. Ailemi çok ama çok özledim. Bir yandan işle boğuşuyorum bir yandan geceler böğrümü sıkıyor. Tek başıma kendi kendime yetmesini bildim, becerebildim. Yalnızlığı da sevdim. Çok şey kattı bana. Kendini idare edebilmek harika bir duygu. O duyguyu da tattım. Sonra işte ki olaylara katlanamadım. Çoğu erkeğin ilgisi, aptal aptal sarkıntılıklar bir de kurumsal bir firma olacak. Dayanamadım çıktım işten. Lanet ettim böylesi bir duruma. Çokta severek çalışıyordum ama olmadı işte. Rahat bırakmadı insanlar. Siz işinizi yapsanız bile kadınsanız farklı bakışlara maruz kalıyorsunuz. Sonra İzmir’de ki tüm görevlerimi vazifelerimi tamamlayıp ailemin yanına döndüm. Ne olacak dedim orada da çalışırım. Çalıştım. Muhasebe yapıyordum. Bu sefer de patronumun kadınlara aptal, salak, gerizekalı dediğini gördüm. Bir gün hastanedeyim. Dedim ya hastalıklar peşimi asla bırakmaz diye. Neyse patronuma da içerideki diğer çalışanlara da bilgi verdim. Hastaneden işe geldim. Patronum olacak adam bana bağırmaya başladı. Sahipsizmişim gibi sanki kimsem yokmuş gibi öyle de olabilirim ama sen kimsin de bağırabiliyorsun bana, sanki ben kendimi bilmiyormuşum. Hastalanacaksan gelme buraya aptal dedi bana. Bende sensin aptal dedim çıktım iş yerinden sinirle. Bir de güzellik merkezi olacak burası. Allah aşkına kadına hizmet sunulan yerde kadına yapılan psikolojik şiddete bir bakın. Sonra tekrar iş aradım ama sağlık elden gidiyordu. Ailemle vakit geçirip, sağlığıma önem vermeye başladım. Zaten bana iş mi yok dedim kendime. Ama taşındığımız yere bir türlü alışamadım. Bilirsiniz bazen ait hissetmezsiniz. Çok ama çok zorlandım. İzmir’i çok özledim. Hep aradı gözlerim İzmir’i. Sonra ailemle vakit geçirdikçe taşındığımız yerden tat almaya başladım. Ama bu durum baya zaman aldı. Hatta alışamıyorum diye doktora bile gitmiştim. Sonra alıştım. Dışarı çıktıkça çok da zor olmaz dedim kendi kendime. İnandım kendime. Sakinliğine, denizin kokusuna, odama hepsine alıştım. Şimdi İzmir’e iki ay da bir gidiyorum hatta bazen bir ay da bir ama kalabalık başımı döndürüyor. Çok komik geliyor bana bu durum. İnsanoğlu her şeye alışıyor ve isterse her şeyi benimseyebiliyor. Sevdim burayı. İnsanlarına pek alışamasam da insanıyla işim yok zaten dedim. Zaten insanlardan pek de yarar görmedim. Sağlığımı hala düzeltmeye çalışıyorum. Aynı zamanda sınava falan hazırlanıyorum. Belki diyorum bir umut, belki hayırlı bir iş benim olur. Çalışmak ne olursa olsun hep bana iyi geldi. İnsana kuvvet veriyor. Düzenli hayat sizi de düzene sokuyor. Bir de kendi paranı kazanmak yok mu! Ah işte o çok ama çok güzel bir duygu. Çalışmak için atan kalbim çok iyi bir işte çalışacak eminim buna. Ama önce sağlık. Önce hayata sımsıkı tutunmak lazım. Sonrasında hayat sürprizlerle geliyor. Gelmese de olur. Bir kapı kapanır bir kapı açılır. Hayat böyle. Ben kendimi her şeye hazırlıyorum. Şimdi hayattan zevk alıyorum. Bugün kumsal da kitap okuyup çektim deniz kokusunu içime. Sonra da dedim ki emekli oldun sen galiba Burcu. Hayat seni seviyorum sen de beni seviyorsun biliyorum.

Kendinizi asla yalnız hissetmeyin. Siz size emanet edildiniz ve en büyük hediye yine sizsiniz. Yaşama tutunmak gibisi yok. Ne olursa olsun ben de çok düştüm ağladım darbeler kazalar atlattım ama en iyi ilacı yine kendimde buldum.

Sevgilerimle.

Bu da bizim köy işte
Denize girenler de oldu
Biraz da yürüdüm tabi ciğerlerim için 🙂

Sessizlik

Kendimi kendime anlatmak için sessizliği beklerim. Doğru kararlar için sessizliğe koşarım. Yalnız başıma kalmak isterim bazen. Kafamı dinlerim bana neler anlatıyor diye. Aslında her saat her dakika bir şey anlatır hatta her saniye. Ama duyamam anlayamam gürültünün oluşturduğu koca haznenin uğultusu yüzünden. O nedenle kendi köşeme çekilirim. Düşünürüm koltuğa oturup. Bazen bir sigara yakarım. Neler yapıyorum neler yapacağım derim kendi kendime. Arka fonda yüksek ihtimal “Red Hot Chili Peppers- Otherside” çalar. Kendi dünyama açılan kapıların ardına bakmaya başlarım. Galerimde gezerim bazen bazı fotoğrafların sesi vardır. Onlara kulak veririm. Sonra gözlerimi kapatırım ve geleceğe farklı boyutlar katmaya başlarım. Hayal etmeyi hiç bırakmadım. Bıraktıysanız hemen bir hayal kurun şimdi. Hayal kurmak şu hayatta adınız kadar gerekli çünkü. Hayalsiz, umudunuz yok demektir. Ya da bir planınız yani yaşıyorsunuz ama hayat yönlendiriyor sizi. Hedefleriniz olsun hayallerinizde. Çocuksu da olabilirsiniz ama bu da iyi haber hala içiniz yaşama hevesli bakıyor demek. Sessizlik. Ah canım sessizlik. Bana beni kattığın için şarkılarıma arka plan olduğun için minnettarım sana. Gürültülü ortamdan uzakta sensin benim yeni açılan kapılarım ve misss gibi kokan yeni bir kitap sayfam…

Şimdi kitap okumak için lambamı yakıp sayfalara dokunacağım. Müziğin sesi kısık olacak ve başka hayatlara doğru yola çıkacağım. Yorgunluğum, salıncak gören bir çocuğun kahkahasına evrilecek ve geceden hoşnut olacağım. Sen iyi ki varsın sessizlik. Bazen kurtuluşum ve bazen de kuruluşum.

Korkma gözlerini kapa ve hayal et nerede olduğunu gülümseni görür gibiyim ya da sanırım ağlamaklı da olabilirsin. Çıkar anın tadını ya da söylemek istediğin bir şey varsa söyle. Sessizlik en usta dinleyicidir ve sırrın onunla ebediyen güvendedir.

Sevgilerimle