Acının gerçek kaynağı sen olma

Kendine acı çektirme. Acının gerçek kaynağı sen olursan kendinle kavgaların başlayacaktır. Kendini sevmeyi öğren. Kendini hayatındaki insanlardan daha çok sev. Bu bencillik değil. Kendini seversen karşındaki insalara sevgini vermiş olursun. Huzurluysan huzur yansıtırsın. İşte kendime notlarım.

Hayat ellerimden kayıp gitmesin diye sımsıkı tuttum kavradım onu. Daha yaşayacak çok an var öyle değil mi? Sürekli bana iyi gelecek şeyler yapıyorum. Yazıyorum, yürüyorum, yoga dahi yapıyorum. Okuyorum. Tanışıyorum. Yeni insanların hayatlarını dinliyorum. Kendime bakıyorum en önemlisi ise kırık yanlarımı sarıyorum. Üzüldüğüm yanlarıma sen daha iyisini hakediyorsun diyorum. Çünkü gerçekten daha iyisini hakediyorum. Bu zamana kadar tek sorunum kendimi ikinci plana atıp başkaları için yaşamak oldu. Kendimi o kadar ikinci plana atmışım ki kararmış, kırılmış ve ihmal edilmişim. Şimdi kendim için en güzelini düşünüyorum. Ben, biz şu an ki halimizden daha fazlasıyız. Biz gerçekten güzel şeyleri kucaklayıp işte ben bu güzelliklerin bir parçasıyım demeliyiz.

Kendimi her zamankinden daha güçlü hissediyorum. Ayaklarım yere sapasağlam basıyor. Ne istediğini bilen bir insan haline geldim. Yaşadığım son depresyon bana bunları öğretti. Yaşadığım son depresyon hayata sımsıkı tutunmam gerektiğini öğretti. Çünkü hayatım ellerimden kayıp gidiyordu. Ya bir hastane odasına tıkılıp kalacaktım ya da hayatı yaşamasını öğrenecektim. Önce acılarımı kucakladım. Tüm kin ve nefretimi kustuktan sonra hepsini çok ama çok uzaklara yolladım. Kötü insanları uzaklaştırdım. Hayatımı dibe çekecek insanlara sadece selam verip yürümeye başladım. Keyfimi yerine getirecek aktiviteler yapmaya başladım. Tek sorunum yemek yiyememek. Onu da aşacağıma eminim. Bazen canım tatlı istediğinde doyasıya onu yiyorum. Ama yemeklerle pek aram yok. Kahve ise hayatımın en önemli kısmı hala. Evde sürekli müzik açıp dans ediyorum. Yoga yapıyorum. Kitapları okurken adeta yaşıyorum. Çünkü artık odaklanabiliyorum. Yürüyorum hem de baya çok yürüyorum. Yolda tanımadığım insanlara selam veriyorum bana selam verip gülümsüyorlar. Balık tutanlara iyi dileklerimi hemen bir çırpıda söyleyiveriyorum. Bu onlara da iyi geliyor bundan eminim. Bir sigara yakmışken bana selam veren insanlarla kısa sohbetler ediyorum. Geçen yanıma yüksek ihtimal üniversiteye giden bir kız geldi. Çakmak istedi. Sonra sohbet etmeye başladık giderken bana konuşmak çok iyi geldi samimiyetle söylüyorum iyi ki karşılaşmışız dedi. Bu kısa cümle bana da iyi geldi. Hayatta iyi olmak, mutlu etmek çok zor şeyler değil. Hayatıma mutlu olarak ve bunu yansıtarak devam ediyorum. Yüm kötülükleri ise çook uzaklara yolluyorum. Moralim inanılmaz iyi çünkü ben acılarımın kaynağı değilim. En önemlisi acılarımın esiri değilim.

Oh kahvemden bir yudum alayım. İnanılmaz derecede güçlendiğimi hissediyorum. Eyşanla her gün karşılaşıyoruz bana iyice alıştı. Dün kucağımda baya bir oturdu. Bende malum mıncıkladım baya. Karnını da doyurunca baya mutlu oluyor. Sürekli kuru mama yediği için ona hep yaş mama alıyorum. Bence bana gülümsüyor. Ben öyle görüyorum çünkü. Yolumun üzerinde 5 yavru kedi ile karşılaştım. Anneleri var diye uzaktan sevdim ama aşırı tatlılardı. Onlarada koşarak bir mama bombası aldım. Tekir olanlara aşık olmuş olabilirim. Bir de siyah beyaz vardı şaşkın şaşkın suratıma bakıp durdu ahhaaha inanılmaz güzellerdi. Mutlu olmak istiyorsanız hayvanları mutlu edebilirsiniz. Dünyanın en saf mutluluğu bu olsa gerek!

Anlayacağınız her şey kontrolüm altında, muhteşem gidiyor. Yüzüm gülüyor ve aynadaki halimden aşırı memnunum. Bunları yazıyorum ki belki harekete geçip siz de ipleri ele geçirirsiniz. Bataklıktan çıkan bir insan yazıyor çünkü bunları. O bataklıktaki insan şimdi doyasıya oynuyor ve gülüyor. O bataklıktaki insan hastanenin kıyısından köşesinden döndü. Tam da umut yokken kendine kendi umut oldu. Kendinize umut olun. Acılarımızın kaynağı siz olmayın. Kendinizi doyasıya sevin. En içtenlikle mutluluğu doyasıya yaşamanızı diliyorum. Sizi üzen ne varsa yollayın. Üzen insanları beyninizde öldürün. Aklınıza gelecekler benim de aklıma geliyor. Hemen öldürüyorum. Sonra da çoook uzaklara gönderiyorum. Çünkü hiç bir şey benden önemli değil!

Sevgilerimle!

Doyasıya gülüyoruz!!

Denizin kokusunu hisset

Yazımı en çok sevgidiğim yerde deniz kenarında, kahvemi yudumlarken yazıyorum. Buranın en güzel yanı belki daha önce de yazdım ama evin denize 5 dakika olması. Sadece şu an tek rahatsız olduğum şey ince giyinmiş olmam. Hava baya sert esiyor. Serin serin yüzüme yüzüme vuruyor. Ama olsun yandığım günlerin acısını çıkarıyorum gibi düşünmeyeceğim. Polyannacılık yine devrede. Babam balık tutmaya gitti bugün, dönerken bizi de alacak. Açıkcası yürümeye hiç mecalim yok çünkü diyetteyim. Bugün akşam yemeğinde herkes köfte, patates yerken ben yulaf yedim. Ya bu sosyal medya ünlüleri kafayı yemiş. Bildiğin saman yesem daha fazla tadı tuzu olurdu. Bir de şekilli kase yaptım kendime. Muzlu şeftalili falan. Ama yok bana mısın demedi. Çiğnemekten çenem ağrıdı. Ben asla ünlü olamayacağım galiba…..

Yarında yulaflı omlet yapıcam. Madem aldım bitireyim bari. Pes etmek istemiyorum. Ay ama tadı gerçekten kötü. Hatta yok ama kötü. Yiyenler beni anladı bence. Ama sevenler blogumu terk etsin. Yulafı kendi çapımda kötülediğime göre rahatlamamış olsam da denizin dalga sesi efsane. Diyete neden başladım ondan da bahsedeyim. Çok affedersiniz öküz gibi geceleri gömdüm yarım ekmeği. Alladım pulladım yedim. Pişman mıyım evet ama tadı da efsaneydi. Yanında da kola içtim sürekli. Kolayı uzun süre içmeyi düşünmüyorum. Yani istediğim kiloya varsam bile hayatımda artık kola diye bir içecek yok. Soğudum kendisinden.

Diyet faslı da bittiğine göre bu denizin güzel hatta mükemmel sesinde doktoruma gittiğimde neler konustuğumuzu anlatayım. Bana bir saat motivasyon konuşması yaptı. Abartısız bir saat. Nedeni ise benim size defalarca bahsettiğim içimdeki boşluk, güvensizlik ve de korkularım. Ama çok güzel konustu. Ben bile bana yapabilirsin demeye başladım. Zaman alacağını söyledi fakat zaten zamandan bol neyim var. Kafam sürekli meşgul gerçi ama zamanım çok. Korkularımın üstüne gitmememi sadece zamana bırakmamı söyledi. Zamanla güveneceksin ama önce kendine dedi. Çok da doğru. Ben kendime güvenmiyorum kırılırım korkusu yüzünden. Sen kırılmazsın burcu diyemiyorum. O nedenle önce kendimle olan problemlerimi zamanın o aheste akışına bırakmam lazım. Ama şöyle bir şey de söz konusu. Kendimi değerli hissetmeye başladım. Sabah uyanınca kendime işte sen busun kızım günün güzel geçecek falan diyorum aynada. Ay bir de saçımı boyadım. O da artı bir güzellik kattı sana diye kendimi seviyorum aynada ahahahah. Ya size manyaklık olarak gelebilir ama içimden geliyor. Bu sabah evdekilere bağırarak seda sayan günaydını yaptım. Kulağınıza gelmiştir. Yani kısacası uğur abinin motivasyon konuşmaları beni bir silkeledi kendime getirdi. Kendime sarıldığım falan bile oluyor. Kırıldığım yerlerime merhem olmaya çalışıyorum. En iyi ilaç benim çünkü. Siz de kendiniz için en mükemmel ilaçsınız. İyileşmeye öncelikle kendimizden başlıyoruz. Kendimizi seversek, kendimizi mutlu ve huzurlu hissedersek güzellikler peşimizden tıkır tıkır gelecek. Ben hep şuna dikkat etmişimdir. Mutlu olduğum gün mutluluğun en mükemmel halini yaşatır o gün bana. Ama lanet olsun neden uyandım dediğim zamanlar da psikolojim aynen o şekilde berbat olmaya devam eder. Var mısınız her gün oh be iyi ki varım ben diye uyanmaya!?

Deniz o kadar güzel kokuyor ki. Çok güzel geldi bana bu deniz havası. Hemen manzaramı da paylaşayım.

Köyümün güzel yanı, köyümün güzel olması. Dalga seslerinde bangır bangır scorpions send me an angel çalsa keşke. Ama duman çalıyor neyse o da olur. Lisedeyken duman dinlerken kola içerek sarhoş olmuşluğum var. Üç kız iki litre kola ve dumanla sarhoşluğumuzu ilan etmiştik. İlla alkole gerek yoktur bazı kafalar için. Benim kafam hep çiçek mesela. Dalgaların sesinde şu an çıplak ayaklarımla kuma bassam, sonrada dalgalar dizime kadar vursa huzur sarhoşu olurum. Siz de alkolsüz çok sarhoş olmussunuzdur. Hayatı seviyorum diyebiliyorum. Çünkü kendimi seviyorum. En iyisi için kumsalı belki her zaman bulamam ama kalbimde yaşatabilirim. İmkansızlar asla imkansız değildir onlar zaten hep sizinledir sadece görmeniz gerekir. Hastalıklarımı kabullenmemi söyledi uğur abi. Evet epilepsi zamanları kendimi çok aciz görüyorum. Eski zamanlarımda kafama takmadığım zamanlarda kalkar bir sigara yakardım. Şimdi ise kendimi çok aciz çok muhtaç biri gibi görüyorum. Görüyordum. Artık bir ataktan sonra sigara içmesem de üstüne bir kahve içerim. En soğuğundan. Çünkü ben bu hastalık benimle olsun diye uğraşmadım. Ama madem benimle bana ayak uydurmak zorunda. Yok öyle ağlamalı tavana bakmalar falan. Farkındaysanız içimdeki enerji buraya da yansıyor. Çünkü o enerji için iki aydır hatta izmirden sonra, benimle olsun diye her gece gözümü tavana dikip sonun başlangıcına az kaldı dedim. Sonra yerini bir dalga sesinin mükemmelliğine, bir içimdeki bu yazma tutkusuna bıraktım. Bazı şeyler gerçekten değişiyor. Yeter ki insan istesin. İçimdeki derbederliğe son verme girişimine başladım. Yavaş yavaş istediğim kıvama geleceğim. Tabi ki tükenmiş günlerim olacak onlarda ise yazarak, okuyarak, çalışarak varolacağım. Planım bu şekilde bu yazıya kocaman gülüşümle veda ediyor ve hepinize şimdiden mükemmel bir hafta sonu diliyorum.

En harika hafta sonları sizinle olsun. Hepimizle olsun. Hayvanlarla olsun ağaçlarla olsun! Bugün kedi maması aldım yarın gündüz araştırma yapmam lazım kedi araştırması. Buldukça besleyeceğim. Sizde hayvanları asla unutmayın, onlarsız bir hayat hayat olmazdı çünkü!

Sevgilerimle.

Gülmeye her zaman devammm!