Başlangıç

Her şey hayal ettiğimin de ötesinde. Bu günlere ulaşacak mıyım karamsarligini üzerimden çok büyük zorluklar ile attım. Kafam sürekli olmuyor, yapamıyorsun derdi. Sürekli olumsuz olumsuz konuşan kafamı zor bela bilmem kaçıncı ilaç ile kontrol altına alabilmistik. Acı ama gerçek. Kim bilir kaç tane antidepresana veda edip yenisine başladım. Doktorum uğur abi hastaneye yatsan mi dediğinde artık kesinlikle major depresyona kafa tutmam gerektiğine karar verdim. O da acılı bir süreç oldu ama bir öncekinden daha az acılı. Sürekli olumsuzu konuşan kafamı bastırmak için harcadığım çabaya kelimelerim yetmez. Olumsuz düşünceler epilepsi ataklarimin anasını ağlattı. İzmirde elimden kayınca anladım kafamın susması gerektiğini. Derken yazdım yazdım ve yazdım. Depresyon bana meslek verdi. Depresyon yazarlığımdan, büyük işler başaran ilham olan yazara dönüştüm. Major depresyon hastası burcum hayatında en güzel hayallerinden birini yaşadı. Hep yazar olmak istedim. Daima yazdım. 2. sınıfta günlük tutmaya başlamıştım. Geçen açtım okudum yazdıklarımı. 8 yaşımdaki halim benimle gurur duyuyor su an 🌿

Şimdi ise o küçük kız başarıdan başarıya koşmaya başladı. Bugün bir yazım hakkında güzel bir dönüş aldım. Teşekkürün en güzeli başardığın olaya gelen teşekkürmüş. İşlerimi azalttım ve sigaramı yaktım. Bu anı ölümsüzlestirmenin en iyi yolu buraya yazmak. WordPressteyim ve yani evimdeyim.

Tam potansiyelimin farkına çok geç vardım. Bunun sebebi hayatımdaki toksik her şeymiş. Hepsi uçup gidince kendime olan saygım arttı. Bunun için çok müteşekkirim. Bazen bir şeyin gitmesi gerekiyorsa bırakın gitsin. İnanın zorlamanın bir manası yok. Denenen ve onaylanan bir mevzu bu. Güzel günler için kendimize inanmamız gerekiyormuş. Şimdi güzel dönüşlerin verdiği huzuru yaşıyorum. Başladık, başarıyoruz ve devam ediyoruz. Sam gibi inadına yardım ediyoruz frodoya. O yüzük ne gollumun olacak ne sauronun.

Uclemeyi hala izleyemedim. Ama arkadaşıma hediye ettiğim tek kitabı geçenlerde tekrardan satın aldım. Evde o olmayınca huzurum olmuyor ahahaha. Şimdi tekrardan okumaya başladım. Bir insan hiç mi sıkılmaz Orta Dünya’nın rohanindan, gondorundan, mordorundan. Tolkien gerçekten iyi dileklerim hep seninle.

Her ne kadar su an çok yorgun olsam da tatlı yorgunluk olduğunu bildiğim için sıkıntı asla yok. Su an ki hedefim ise uyku ilacı kullanmadan uyuyabilmek. Bunu da basarirsam major depresyonun kalesine bir yıkım daha yaşatacağım. Hayırlısı……

Bugün eczaneden ginseng aldım. Korean ginseng. Biraz bitkin düşüyorum, çalışma saatlerimin yoğunluğundan dolayı, zinde yapacak beni umarımm. Depresyona da iyi geliyormuş. Anksiyeteye kafa atmalik tam. Biraz kullanayım yorumlarımı yazacağımm.

Şimdi son sigaramı da içiyor ve yatıyorumm. Bana yarında tatil yok… Olsun çalıştıkça olumsuz her şey geride kalıyor. Tam da istediğim şey bu 🍀

Hepinize yarın mükemmel kahvaltılı bir pazar günü diliyorummm. Mutluluğu en çok biz yaşayalım!

Sonsuz aşkım

Boromir

Sonunda zaman bulabildim. Buraya ayiramadigim her vakit bana dert oluyor. Bugün lord of the rings hakkında yazmak istedim. Uzun zamandır belki de bir yıldır izlemiyorum lotr. Hep aklımda aslinda. Ama bir türlü beceremedim. Neyse bilgilerimizi tazeleme vakti 6 günlük bir sıkı çalışma hayatı beni bekliyor. Belki 7. Günün şafağında doğuya bakarım. Bu seferlik 7 olsun.

Boromir… Filmi ilk izlediğimde daha ilkokula giden bir çocuktum. Boromir beni sinir etmişti. Egosu, sürekli ben yaparım, ben kralım, ben her şeyin sahibi olmalıyım vs vs derken nefret etmiştim ondan. Ölüm sahnesi de beni çok etkilememişti. Faramirciydim ben. Onun becerisine hayrandım. Ona da golluma davranış tarzında sinirlenmiştim. Ama yine de Boromire karşı daha çok önyargılıydım. Zaman geçti ben filmi izleye izleye bir hal oldum. Ben de alışkanlık yapmıştı üçleme. Sürekli açıp açıp izliyordum. Makyaj yaparken, iş yaparken, dışarı çıkmak için hazırlanırken bile lotr açık oluyordu, sonra ilk filmde, yüzük kardeşliğinde beni en etkileyen sahnenin Boromirin ölüm sahnesi olduğunu fark ettim. Filme yön vermişti. Frodo gitmek istemişti. Sam onu takip etmişti. İkizler kaçırılmıştı ve Aragorn aslında ilk defa o an Kral olmuştu. Boromirin Aragorna vedası gerçekten beni bi an izlerken hüngür hüngür ağlamıştı. Öyle bir veda ki gerçekten şerefli bir ölüm olmuştu onun ölümü.

Filme en büyük yönü Boromirin ölüm sahnesi vermiştir. Boromirin babasını konuşmaya gerek yok. Kendisi sunepenin teki. Söz de Gondoru yönetiyor. Boromire olan aşkı, Faramire olan nefreti ile ünlü. Boromirin egosunu daha sonra babasına bağladım. Yüzüğü babası istiyordu. Gereksiz adam, sanki yüzükle ne yapabilir. Neyse ki Frodo yüzüğü alıp işte tam o an, Boromirin öldüğü an başlamıştı yolculuğuna. Boromir sonrasında aşırı derecede pişman olmuştu. O an babasının gölgesinden çıktığını anladım. Gerçekten Faramiri ne kadar sevsem de sonrasında Boromiri de o kadar çok sevdim. Film her anı, her dakikası, her saati ile muazzam.

Lord of the ringse olan aşkımı saatlerce anlatabilirim. Bugün aniden aklıma düşecek kadar çok seviyorum. Gerçi odamda iki tane haritası var aklıma gelmemesi imkansiz. Birini mert aldı işlemeli bir halı, gerçekten inanılmaz. Ona da bulaştırdım sevgimi. Hayata bir kez daha gelsem yine en sevdiğim film lord of the rings olurdu. Üçlemesi olurdu. Boromiri de burdan anmak istedim. Sanki aniden bir yakınımı kaybetmişim gibi oldu; ama film tarihinin gerçekten inanılmaz bir ölüm sahnesidir Boromirin ölüşü. Umarım haftaya üçlemeye baslayabilirimmm. Şu an da gelecek hafta için olan planım budur.

Güzel bir pazar günü bizlerle olsunn!

Sevgilerimle!

Gecenin tatlı sessizliği

Başlık ne kadar da hoş oldu. Uyku öncesinden bahsediyorum aslında. Kendimle geçirdiğim o kaliteli vakit için bu başlık. Kendimi dinlediğim, kitaplara kafamı gömdüğüm o tatlı anlar. Bugün gün boyu ders çalıştım ve şimdi henüz uykum gelmemişken bir yazı paylaşayım dedim. İçimdekileri aktarayım istedim buraya. Sanırım bir insanla konuşmaktan bile daha büyük zevk veriyor buraya içimdekileri yazmak. Bugün canım tekrardan Good Night and Good luck izlemek istedi. Çok değil ilk izlemem 5 ay öncesine falan dayanıyor. Ama bugün yeniden izlemek istedim. Nedeni de, daha çok seveceğimi düşünmem. Film baya güzel. Yönetmenliği George Clooney üstlenmiş. Siyah beyaz güzel bir yapım. Oyunculuklar da efsane. İlk izlediğimde kafam çok meşguldü. Sonradan bir daha izlerim demiştim, o zamanda sevmiştim gerçi ama şu an daha da çok sevdim. Film harici de tüm gün iktisatla haşır neşir haldeydim. Birazdan da uyur ve kabuslara bırakırım kendimi. REM uykum bana oyunlar oynamakla meşgul tam 15 gündür. Sürekli kabus görüyorum nedeni ise uyku ilacı kaynaklıymış. Prospektusune baktım kabus gördürdüğüne dair bir yazı mevcut. Pazartesi günü doktoruma mesaj atacağım. Açıkcası rüya için de bile rüya görüyorum. Ya böcek görüyorum ki fobim var aşırı derecede. Ya da beni kovaladıklarını görüyorum. Ya da uyanmaya çalışıyorum, korkunç olaylar yaşadığım için. Bir de hep tanıdık yüzler oluyor. En kötüsü bir kaç gün önce böcekli olanıydı. Hala aklıma geliyor. Dediğim gibi REM uykum oyunlar oynuyor bana bu ara. Neyse ki bunu da hallederiz diye düşünüyorum. Sonuçta kabus bu uyanıyorsun ve geçiyor diye düşünmeye çalışıyorum ama her gün olması ve etkisinde kalmam biraz stresli olabiliyor. Yoksa evet uyanıyorum ve bitiyor. Uyku durumum için söyleceklerim bunlar. Şimdi harika ötesi bir klasik müzik olan vivaldi- four seasons dinleyip uçsuz bucaksız yeşilliğe sahip olan shire’ı düşüneceğim. Gerçi ben yaban toprakların en şanlısı Rohanı daha çok severim. Ama bugün bir hobbit olasım geldi. Yarın da kendimi Rohanın bozkırlarına atarım. Sonrada belki Mordoru ziyaret etmek isterim. Mordora da hayranım bu arada. Cidden kötüsü bile en kaliteli kötü. Filmlerinden, kitaplarından, yazarından, dünyasından, çokk ama çook fazla kalite yansıyor, şu fani hayatın karanlığına. Keşke elf olarak uyansam dediğim anlar bile oluyor. Elflerden de en çok asil Galadrieli severim. Çok ama çok asil, Cate Blanchett sana çok ama çok hayranım. Lotr sevgimden sabahlara kadar bahsedebilirim. Bir gün Yeni Zelandaya gideceğim ve canlı canlı göreceğim o diyarları. Sanırım işte o bahsettiğim koskoca hayallerimden biri de bu. Çok ama çok görmek istiyorum. Hayatınızda gerçekten sizi çok etkileyen bir şeylerin olması çok ama çok güzel bir duygu. Bende, beni çok ama çok etkileyen bir dünyanın hayranıyım. Dünyaya bir kez daha gelsem ve babam bana izlerken korkabilirsin istersen sonra izlersin dese, yine izlerdim lord of the ringsi. Babam orklardan korkarım sanmıştı. Ben ise izlerken hayran hayran bakmıştım ekrana. Birlikte paylaştığımız çok güzel bir anı oldu bizim için. Günlerce etkisinden çıkamamıştım. Gerçi hala da çıkabilmiş değilim ahahaha. Evet gecenin bu tatlı sessizliğinde beni motive eden şeylerden bahsetmiş oldum. Yarın yine ders çalışacağım ve güzel havanın keyfini evimde çıkaracağım. Bir de saçımı boyayacağım. Bakır renk dünyanın en güzel renklerinden biri ama keşke orijinal halim bakır olsaydı. Gerçi kendimi orijinal bakır gibi hissediyorum bazen. Kendi saç rengimi bile unuttum. Bazen kendime, “ombre yap saçlarını biraz sarışın ol burcu” diyorum kendime, ama sanırım İskandinav bakırı sensiz asla yapamam… Bir şekilde hayatım da bir tutam sevdiğim şeyleri bulundurmam lazım. Yoksa bu fani ve can sıkıcı hayata katlanmak çok ama çok zor. Kendimle başbaşa olmak, iç sesimi dinlemek, kendimle olan kavgalarıma ara vermek çok ama çok güzel oldu. İlaçların ve doktorumun bu konudaki duyarlılığını saatlerce övebilirim. Bazı insanlar gerçekten iyi ki var!

Evet biraz lotr, biraz kabuslar, biraz hayaller derken bir yazının sonuna daha geldimm. Hafta sonunuz umarım güzel geçiyordur, geçmiyorsa da umarım yarın güzel bir pazar günü yaşarsınız. Şimdiden pazar kahvaltısının kokusu geldi burnuma. O harika kurulan kahvaltı şovu ve çay.. Çay ve kahve şu hayatta en çok sevdiğim şeylerden ikisi. Bayılıyorum onlara, onlarda iyi ki var! Hepinize bol bol pozitif enerjiler yolluyorum ve evren sende lütfen bu gece beni shire da yaşayan bir hobbit yap, ya da Mordorda yaşayan bir ork yaparsan da kırılmam… haberin olsun!

Sevgilerimle.

Not: gerçekten korona bitmiyor ve ne zaman instagrama girsem insanlar pandemide değilmişiz gibi davranıyor. Hafta sonu yasağına rağmen burda tüm gün herkes dışarıdaydı. Bir bitin artık, nolur. (çoğumuzun iç sesi böyle biliyorum) evde kalmaya devam. Çanakkale felaket bir durumda şu an. Korona bitmiyor ama beni korkutan şey koronadan da öte insanların cahilliği.

Tekrardan sevgilerimle!

Lord Of The Rings: ROHAN

Bana Lord Of The Rings de hangi toprakları daha çok seviyorsun deseler kuşkusuz şanlı mı şanlı Rohan derim. Başkenti Edoras. Gondor’un kuzey sınırındaki Rohirrim’in topraklarıdır Rohan. Telefonumun zil sesi Rohan müziğidir. Benim için harika bir zil sesi. Bazen dinlerken telefonumu açmayı bile unutuyorum. O derece. Rohan krallığı, atları ve süvarileri ile ünlüdür. Beni alıp götüren o azim ve ordusunun güzelliği olmuştur hep. Film de Rohan kralı Theoden, Saruman’ın büyüsü ile kendi topraklarında esir olması ile çıktı karşımıza. Theoden sevgim de sonsuz bir sevgi bu arada. Gandalf Ak Gandalf olmuştu ve büyüyü bozmak için Gimli, Legolas ve Aragorn ile Rohana geldi. Saruman’nın büyüsünü bozup Theoden’i kurtardı. Fakat Theoden kendine gelince tek varisi oğlunun ölümü ile yüzleşti. Theoden’in kendine gelmesine Eowyn kadar sevinmiş olabilirim. Ama oğlunun ölümü üzerine ”babalar oğullarını gömmemeli” lafı ile salya sümük ağlamıştım. Rohan’ın tek varisinin ölümü cidden sonsuz bir karanlık gibi. Asıl olaylar da bundan sonra başlıyor tabi. Saruman, Rohan’ı alt etmek için ordusunu göndermek üzere yola çıkartıyor. Theoden de önce ıh mıh yapıyor ama sonra savaş için hazırlıklar yapılıyor. Gondor, başındaki saçma sapan vekilharcı yüzünden Rohan’a destek olmuyor. 3 Mart Çarşamba günü Miğfer dibinde Saruman komutasındaki Ork ordusu ve Theoden komutasındaki Rohirrim ordusu yüzyüze geliyor. Bu savaşı Lord Of The Rings Two Towers da izledik. Dünyanın en harika savaşı. Sinema tarihinin benim gözümde en iyisi. Theoden’e yardım olarak Haldir eşliğinde Elf ordusunun gelişinide gördük. Onların gelişi, nizamı her şeyi bir görsel şölendi. Gandalf ise savaşın başlarında yok çünkü 5. Günün şafağında doğuya bakın diyerek ortadan kayboluyor. Savaş kesinlikle izlenmeye değer bir savaş. Theoden, Rohirrim ordusu ve elfler kanının son damlasına kadar savaşırken Haldir’in ölümüne de şahit oluyoruz. Bu da baya üzücü bir olaydı. Daha sonra orklar kazanıyor gibi olurken Aragorn, Theoden’e halkınız için benimle at sürün diyor. Theoden ise şanlı bir ölüm diyerek teklifi kabul ediyor ve Aragorn, Theoden ve ordusu orkların üzerine doğru at sürüyorlar. Burada feci yükseliyoruz. Sonra ise olan oluyor ve 5. günün şafağında Gandalf ve Eomer eşiliğindeki Rohirrim ordusu tepede gözüküyor ve Gandalf ile birlikte orkların üzerine doğru at sürüyorlar. O sırada çalan müzikler yine alıp götürüyor bizi. Rohanın azmi, Theoden’in harika bir kral oluşu cidden izlenmeye değer. Bu sırada eş zamanlı olarak Mery ve Pippin ağaçsakal ve arkadaşlarını kötü bir tecrübeyle ikna ediyor. Onları orkların yaptıkları felakete götürüyor. Ağaçsakal ağaçları uyandırıyor ve Rohirrim’in korkuttuğu orklar ağaçların gazabına uğruyor. Fangorn ormanı sende benim kıymetlimsin! Extended versiyon sende iyi ki varsın! Gondor savaşa katılmasa da daha sonra olacak savaş için Theoden ve Rohirrim, Gondor’a yardıma gidiyor. Bu da Rohan’ın başka bir harikalığı. Rohan sen cidden şanlı bir topraksın. Beni cidden alıp götüren müzikleri ile harika savaşları ile Lord of The Rings her zaman çok büyülemiştir. Sürekli izlesem izlesem sıkılmam. Bir de kendime Rohan kolyesi aldım geldiğinde büyük bir onur ile takacağım. Aslında anlat anlat bitmez ama böylece Two Towers’ı biraz özetlemiş olduk. Theoden sen benim de kralımsın. Rohirrim kendinize iyi bakın. Bir sonraki Lord Of The Rings yazımda da Gondor’dan bahsetmeyi düşünüyorum. Açıkçası biraz filmide tekrar hatırlamak istedim. Bir de Gimli ve Legolasın savaşta iddiaya girmesini bile özlemişim onu fark ettim. Umarım sizinde hatırlamanıza ve tekrardan izlemenize vesile olacağımmm.

Sevgilerimle.

EOWYN
KRALIM
EOMER
THEODEN’in SÜVARİLERİ

Lord Of The Rings / Gollum

Hayran olduğum, Yüzüklerin Efendisi karakteri. Kurgusu, hikayesi her şeyi ile muntazam bir karakter. Bir aşk adamı diyebiliriz. Çünkü yüzüğe aşıktı ve onun için her şeyi göze aldı. Gerçek adı Smeagol. Aunduin Vadileri’ndeki, Gladden Düzlükleri’nde doğdu. Stoorish adlı bir Hobbit ırkına aittir. Yani aslında kendisi bir hobbit. Gücünden de anlaşıldığı gibi. Kuzeni Deagol ile balık tuttukları bir an da Deagol Tek Yüzük’ü buldu. Fakat Smeagol ondan yüzüğü istedi. Vermeyince de kuzenini öldürdü. O an gözü dönmüştü çünkü. Sonra lanetlendi ve dışlandı. Yüzük onun ömrünü uzattı fakat lanetleyip tanınmaz bir hale getirdi. Gollum ismini alması çıkardığı tuhaf seslerden dolayıdır. Yüzüğü ile Dumanlı Dağlar’ın altındaki mağaralarda yaşadı. Bu mağaralarda gizlendi. Yanında yüzüğü olduğu için karanlık ona karanlık gelmedi. Bu arada kendisinin bir bilmece ustası olduğunu da biliyoruz. Filmde Bilbo Baggins ile karşılaştığını ve bilmecelerle filme destek olduğunu gördük. Bilbo, yüzüğü Gollum’dan çaldı. Gollum ağladı. Yaşama tutunamadı fakat yüzüğü aramaktan da vazgeçmedi. Kendisi tam bir tutku karakteri. Sonrasında Orklar onu buldu. Yüzüğün yerini sordular fakat söylememek için çok direndi. En sonunda işkencelere dayanamayıp yüzüğün nerede olduğunu ve kimde olduğunu söyledi. Devamını filmde izledik. Yüzük Frodo’ya geçti. Aragorn onu korudu. Gandalf planlar kurmaya başladı. Gollum, Frodo’yu hep takip etti. Hep ondan yüzüğü almak istedi. Fakat Frodoyla tanışınca, Frodo ona Smeagol olduğunu hatırlattı. Yüzük taşıyıcısına sempati beslemeye başladı. Ben Gollum’un sevgiye aç bir karakter olduğunu düşünüyorum. Frodo ile aralarında bir bağ oluştu. Sam ise asla Gollum’a güvenmedi. Gollum kendisi ile uzun uzun kavgalar etti içindeki kötü ses sussun diye uğraştı ve en son onu susturdu. Kendimizi bulabileceğimiz bir karakter bence Gollum. Sonrasında Frodo’ya hizmet etmeye başladı. Onları güvenli yollardan Mordor’a götürdü. Filmin ve kitapların o aşamalarında gerçekten Gollum’a çok üzüldüm. Sevgi dolu halleri beni duygulandırdı. Sonrasında zaten kıyametler koptu. Frodo, Sam ve Gollum’un yolları Faramir’e denk geldi. Faramir yüzüğü alıp babasına götürmek istiyordu. Onun da geçerli sebepleri vardı. Bir yazımda da Faramir’den bahsedeceğim. Neyse olanlar oldu. Faramir’in emri üzerine Gollum yakalandı, itilip kakıldı. Frodo bu duruma çok üzüldü fakat Gollum’un içindeki kötülük yeniden geldi. Smeagol kendi kafasında tuzaklar kurmaya başladı. Sam ile Frodo’nun arasını bozdu. Frodo’yu tuzağa düşürmeye çalıştı ve yaptı da bunu. Ama asla vazgeçmeyen Sam, bunun Gollum’un bir oyunu olduğunu anladı ve Frodo’yu kurtardı. Frodo hep Gollum’da kendisini gördü ve o nedenle ona hep yardım etmek istedi. Ama olmayınca olmuyor. Sam ile Frodo yollarına devam ettiler ve Hüküm Dağı’na ulaştılar. O sırada onları izleyen Gollum yine karşılarına çıktı. Sam çok uğraştı Hüküm Dağı’ na girebilmek için ve Frodo’yu sırtında taşıdı. Tam girdiler bu sefer Frodo yüzüğü atmak istemedi. İşte o an filmi 100 kez izlemiş olsam bile hep sinirleniyorum. Tam o an da Gollum ortaya çıktı. Frodo yüzüğü taktı Sauron’ un gözü döndü heyecan arttı. Gollum, Frodo’nun parmağını kopardı ve Hüküm Dağı’na düştü. O an bile yani erirken, yok olurken bile mutluydu. Sauron’ un tek çaresi de sonsuza kadar yok oldu. Ne olursa olsun bu yolculukta Gollum iyi ki vardı. Yolculuk içinde çok desteğini gördük. Frodo’nun hayatını kurtarmışlığı bile var. Smeagol olarak beni çok duygulandırdı. Sevgiye olan açlığı, yüzüğe olan aşkı. Çok şey kattı bize izlerken ve okurken. Shadow of Mordor oyununda kendisini gördüğümde bile mutlu oluyordum açıkcası. Ne olursa olsun filmin en güçlü ve en becerikli karakterlerinden biridir Gollum.

Hizmetlerin ve bize anlattığın tutku için teşekkürler Smeagol!

MY PRECIOUS!

Vazgeçmek ve birazcık Lord Of The Rings

Her şeyden hatta kendimden vazgeçtiğim gün anladım vazgeçmenin ne demek olduğunu. İnsan kendinden de vazgeçiyorsa kapatıyor tüm kapıları ve ardında sadece kendini bırakıyor. Çoğu arkadaşımı sen kendi kısmetlerini kendin kapatıyorsun şu eline geçen veya geçecek olan fırsatlara bir bak, bakmayı dene diye gaza getirdim hep. Ama kendime yapamamıştım. Vazgeçtiğim an zamanın akışını izleme fırsatım oldu. Vazgeçtiğiniz an zaman size neyi getiriyorsa ona bakıyorsunuz kapıların ardından ve tekrar kapınızı kapatıp kendi benliğinizde bekliyorsunuz. İşte tam da o an saat sizin için ilerlemeye başlıyor. Çünkü bir müddet sonra nelerden vazgeçtim ya da nelerden de vazgeçebilirim diye düşünmeye başlıyorsunuz. Korkusuz oluyorsunuz hatta kimse size zarar veremez diye düşünüyorsunuz. Gayette haklısınız her şeyden vazgeçmiş olan insanın yaraları kabuk bağlamıştır. Hayat bir şekilde sizi oraya getirmiştir ve ne sürprizler heyecanlandırır sizi ne de arkasını dönüp gidenler üzer. İşte o an daha da güçlendiğimi hissettim ben. Kafamın ne kadar rahat olduğunu gördüm fakat ailemin ve yakınlarımında ne kadar beni önemsediklerini farkettim. Güçlendiğimi hissettiğim an ki insanın kendine dönmesi hayatta yaşayacağı en büyük şans bence, kalktım ayağa neler yapabilirim diye düşündüm. Vazgeçtiyseniz siz de çok ama çok güçlüsünüz demektir öyle fırtınalarda kolay devrilmezsiniz, kökleriniz sağlamdır. O ilk kalkışımda anladım artık eski ben olmadığımı. Daha çok yatırım yapma kararı aldım kendime. Daha çok öğrenmeye aç oldum. Vazgeçtiğim an izleme şansım oldu çünkü. Gözlemledim hep ve hayatın numarası hakkında bir nebze bilgi öğrendim. Akışına bırakmanın vereceği rahatlığı ve vazgeçtiğim için kimseye en ufak bile yalan söylemediğimi farkettim. İşte bu yüzden sağlam kalktım ayağa çünkü artık ben, ben olmuştum. Asıl olan kendime ulaşmıştım. Zararsız oldum hep. Aksine hep yardım planları yaptım kafamda. Vazgeçmiş, dizleri üstüne çökmüş, hatta yaraları kanayan insanlara hep daha sağlam kalkabileceğini anlattım. Kimi bir kedi sahiplendi kimi kendine giden yolda kendi gibi birini buldu. Ama o kalkış o ayakta dimdik duruş varya işte o duruş vazgeçmekten geliyor. Sonra asla vazgeçmeyeceğim dedim kendime. Kendimi bulmuştum ve ne istediğimi neler hissettiğimi biliyordum. Hedeflerimin peşinden koştum. Dolu dopdolu olmak için çabaladım gezdim, okudum hatta yeni insanlar tanıdım. Ama hep kendime kendim yettim. Kendi kendine yeten insan çok güçlü basar toprağa, ayaklarından sarmaşıklar filizlenir. Bir insana körü körüne köle neticesinde bağlı olmak hastalıktır. İnsan kendini bilmeli yanındakini de tanımalıdır elbet. Ama hastalık neticesinde olması zararlıdır her iki taraf için. Sonra aşkı hissettim sevmeyi ve sevilmeyi. Ailem bana çok farklı baktı ben kalktıktan sonra ve bende hiç birimiz düşmesin diye daha da sağlamlaştırdım evimizin kapılarını. Ayakta olmak istiyorsanız sizi koşulsuz seven insanlara kollarınızı açın ve sarılın onlara. Çünkü onlar sizi her şekilde kabul ederler ve bu şu ahir hayatta bir nimet demektir. Herkesin bir savaşı vardır bende vazgeçtiğim o savaştan asla vazgeçmeyeceğim olarak kalktım. Beni bu süreçte kitaplar, orta dünya zevkim, sevdiğim insanlar motive etti. Çok sıkı Lord Of The Rings hayranıyım. Bu dünya, bu efsane beni sanki hep neşeli ve meraklı kıldı. Filmi defalarca hatta baya baya çok izledim, tanışmamız çok erken olmuştu fakat öğrettikleri için yaşımın onu anlaması gerekiyordu. Üçlemeyi tekrar tekrar okudum. Silmarillion da kendimi kaybettim. Aslında Lord Of The Rings’inde bir vazgeçmeyiş olduğunu görünce kendimi ona daha da ait hissettim. Herkesin bir hobisi bir en sevdiği şey vardır benim ki de koşulsuz orta dünya oldu. Hatta silmarillion da şu cümle geçer. “Aure entuluva!” anlamı şu şekildedir, “gündüz yeniden gelecek!. ” Beni bu söz hep motive etmiştir. Evet sende beni okuyan kişi vazgeçme. Vazgeçtiysen de daha güçlü kalkacağını bil. İnan ki kalktığında elflerin dövmüş olduğu “Anduril” kadar keskin olacaksın. (Anduril eski adıyla Narsil Elrond’un kehaneti üzerine elf demirciler tarafından dövülmüştür anlamı,”Batının Alevi” demektir. Aragorn da kendi kimliğinden vazgeçip hatta her şeyden vazgeçip yolgezer olmuştu. O da büyük bir gözlem ve bilgi akımı içinde tahtına ulaşmıştır. Sende Aragorn gibi kalk ayağa kendi kimliğini bul ve kabullen asla da vazgeçme! Ayrıntılı bir şekilde Lord Of The Rings yazılarım da olacak ama bu şekilde biraz hayat vermek istedim bu yazıya. Belki Frodo gibi yanında Sam olmayacak ama sen de kalkıp ağırlığı üstünden atabileceksin. Hayatında Sam gibi birisi varsa işin daha da kolay gerçi. Ama ne olursa olsun sen de hayatında olan kötülüklere Gandalf gibi “You shall not pass” demesini bil! Yani Buradan asla geçemezsin!. Hatta Legolas da şunu demiştir, “Umut doğar genellikle, her şey umutsuzlaştığında”. Bu söz benim çok hoşuma gider. Adeta hayata ışık tutan insanı ayağa kaldıracak bir söz. Zaten tüm film direniş ve vazgeçmeyişin bir sembolu. Galadriel de tam gaz direniş vermiştir filmin akışına. Tekrar izleyesim geldi yarın bir dört saatlik görsel şölen yapmak gerekli oldu şimdi. Vazgeçmeyişin en büyük ustasıdır Lord Of The Rings o nedenle bu yazının akışına onu da eklemek istedim. Son olarak Aragorn’un şu cümlesi ile bitirmek istiyorum.

“Öyle işler vardır ki sonu karanlık bile olsa, bu işlere başlamak yapmayı reddetmekten daha iyidir.”

Umarım kalkışın muhteşem olur. Umarım direnişinle aydınlık bir çağ başlatırsın hayatında. Umarım bir nebze olsun ilham olabilmişimdir.

Sevgilerimle.